Yazıyı Meryem Coşkunca’nın sesinden dinlemek için videoyu çalıştırın…
Bu yazıları yazarken çoğu zaman kendimi büyük bir sahnede, bilgisayarın başına oturmuş kafasına huni takmış, devamlı bir şeyler yazan ve yazdıklarını kâğıttan uçak yapıp etrafa fırlatan biri gibi hissediyorum. Şimdi bazı arkadaşlar “Onur, her şey iyi de huni niye?” diye takılacaklar. Yazarlık işini yıllarca yapmak pek de akıllı bir iş değil; o huniyi kimi zaman takmanız gerekiyor diye bir cevap verebilirim.
Şaka bir yana ben hep şöyle düşünürdüm. Köşe yazılarının ömrü bir gün ile en fazla bir hafta arasındadır. Ancak bu yazılar giderek çok büyük bir arşive dönüşmeye başladı. Bu da benim için çok değerli. Çünkü dönüp baktığımda, yıllar önce yazdığım ve söylediğim şeylerin yıllar sonra hâlâ konuşulduğunu görüyorum. Aslında bu benim için iyi ama yetkililer ve yöneticiler için üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.
Niye böyle dediğimi merak ettiniz değil mi? Hemen açıklayayım.
“Yaklaşık üç yıl önce yani 2023 yılında “Bu Karar Tekrar Gözden Geçirilmeli” başlıklı köşe yazımda özel eğitim kurumlarındaki sınıflardan kameraların kaldırılması kararını ele almış ve bu kararın yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini yazmıştım.
Yazının çıkış noktası, çocuğunun eğitim sürecini kamera sistemi üzerinden takip etmek isteyen bir annenin yaşadığı mağduriyetti. Bu olayın ardından konuyu araştırdım; özel eğitim kurumu yöneticileriyle, öğretmenlerle ve velilerle görüştüm. Gördüğüm tablo ortaktı. Veliler, kendilerini her zaman ifade edemeyen çocukların güvenliği için kameraların önemli olduğunu söylüyordu. Öğretmenler ise kamera sistemlerinin sadece öğrencileri değil, kendilerini de haksız suçlamalara karşı koruduğunu ifade ediyordu. O gün vardığım sonuç şuydu: Özel eğitim kurumlarındaki kamera sistemlerinin kaldırılması doğru bir karar değildi ve bu karar mutlaka yeniden değerlendirilmeliydi.”
Peki günümüze geldiğimizde ne oldu biliyor musunuz? Yaklaşık bir hafta önce şöyle bir habere rastladım. Kısa bir özet paylaşmak istiyorum.
“Danıştay 8. Dairesi, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yer alan ve özel eğitim kurumları ile özel eğitim sınıflarında dersliklere kamera yerleştirilmesini yasaklayan düzenlemeyi iptal etti.
Kararda, özel gereksinimli bireylerin kendilerini ifade etmekte yaşayabilecekleri güçlükler ve beden bütünlüklerinin korunmasının önemine dikkat çekildi. Mahkeme, kişisel verilerin korunması gerekçesiyle getirilen genel kamera yasağının hukuken yeterli bir denge sağlamadığına, gerekli hukuki güvenceler ve açık rıza çerçevesinde kamera kullanımının düzenlenebileceğine hükmetti. Kararın ardından Milli Eğitim Bakanlığı’nın Anayasa ve ilgili mevzuat uyarınca 30 gün içinde yönetmeliği yeniden düzenlemesi gerekiyor. Bu karar, KEDİ Otizm Derneği ile İnegöl Otizm Dayanışma Derneği’nin yürüttüğü hukuki mücadelenin sonucunda alındı.”
Bu haberi okuduğumda aklıma şu soru takıldı.
Üç yıl önce başka bir konuyu araştırırken bu olay karşıma çıkmış, ben de günlerce araştırıp bununla ilgili bir yazı yazmıştım. Ancak o gün de bu yasağın hangi yazılı talimata dayandığını bulamamıştım. Yani bu yasağın gerekçesi neydi? Neden böyle bir karar alınmıştı?
Bir kez daha araştırmaya başladım. Özel eğitim kurumlarının yöneticilerini aradım. Bana verilen cevap şuydu: “Müfettişler rutin denetimlerde kişisel verilerin korunması kapsamında kameraların kaldırılması gerektiğini sözlü olarak ilettiler. Ancak kurumlara bu konuda yazılı bir emir gelmedi.”
Araştırmaya devam ettim. Eğer bu kararın temel gerekçesi gerçekten KVKK ise bazı okullarda biyometrik doğrulama sistemlerinin kullanılmaya devam ettiğini gördüm. Bu durum da kişisel verilerin korunması açısından aklımda yeni sorular oluşturdu. Çünkü güvenlik amacıyla kullanılan bir kamera sistemi tartışılırken biyometrik doğrulama gibi çok daha hassas veri işleyen uygulamaların varlığı ister istemez dikkat çekiyor.
Bir başka merak ettiğim konu ise şu oldu.
Bu üç yıl içinde tam olarak ne yaşandı?
İki gün boyunca araştırmama rağmen bu süreci bütün yönleriyle açıklayan, elle tutulur yazılı bir bilgiye ulaşamadım. Gerçekten merak ediyorum. Bu kadar önemli bir konuda hukuki sürecin neden üç yıl sürdüğü, bu kararın hangi aşamalardan geçerek bugünlere geldiği ve sürecin neden daha şeffaf yürütülmediği bence cevap bekleyen sorular arasında yer alıyor.
Kafamda hâlâ bunlar gibi birçok soru işareti var. Ama sevindirici olan tek gerçek Danıştay’ın verdiği karar. Çünkü artık kendini ifade etmekte güçlük yaşayan özel gereksinimli bireylerin güvenliği adına önemli bir hukuki engel ortadan kalkmış oldu.
Bir şeyi daha fark ettim.
Benim yazıp kâğıttan uçak yaparak gökyüzüne bıraktığım yazılar kaybolmuyormuş. Yıllar sonra yeniden karşıma çıkabiliyorlarmış. Aslında sorun da tam burada. Yıllar önce yazılan konuların zaman içinde çözüme ulaşması ve o yazıların artık sadece bir arşivde kalması gerekirken, aynı sorunların hâlâ devam ettiğini görüyoruz.
Demek ki kâğıttan yaptığım o uçaklar kaybolmuyormuş. Yıllar sonra yeniden önüme konuyorlar. Ben yine yazmaya devam edeceğim. Ama en büyük dileğim, bir gün o uçakların bana geri dönmemesi. Çünkü bu, yazdığım sorunların gerçekten çözüldüğü anlamına gelecek.
Yazan: Onur Ustaoğlu – Seslendiren: Meryem Coşkunca – Bolçi:nin Katkılarıyla Bolu Olay Gündem Gazetesi Konuşan Yazılar…
Bir yanıt bırakın