MESELE İNCİR DEĞİL !

Onur Ustaoğlu Konuşan yazı
Onur Ustaoğlu Konuşan yazılar

Yazıyı Meryem Coşkunca’nın sesinden dinlemek için videoyu çalıştırın…

Bir kasabada, herkesin bildiği ama kimsenin gerçekten merak etmediği eski bir duvar vardı. Duvarın bir tarafında insanlar yaşar, diğer tarafında ise küçük bir bahçe bulunurdu. Bahçenin içinde yaşlı bir incir ağacı vardı. Kasabadaki çocuklar yıllardır o ağacın meyvelerini görür ama duvar çok yüksek olduğu için bahçeye geçemezlerdi.

Bir gün küçük bir çocuk duvarın önüne geldi. Duvara baktı, sonra etrafına. “Oraya çıkamazsın.” dedi yaşlı bir adam. “Duvar çok yüksek.” dedi bir başkası. “Düşersin.” dedi bir kadın. “Biz yıllardır deniyoruz, olmadı.” dedi başka biri. Çocuk hiçbir şey söylemedi. Duvarın dibindeki taşlardan birini aldı, duvarın yanına koydu ve üzerine çıktı. Yetmedi. Bir taş daha koydu. Tam ayağını üzerine atacağı sırada kasabalılardan biri gülmeye başladı: “Ne yapıyorsun sen?” Çocuk dönüp, “Duvara çıkmaya çalışıyorum.” dedi. Adam, “Boşuna uğraşıyorsun. İncir istiyorsan pazardan al, oraya çıkamazsın.” deyince çocuk gülümsedi: “Ben incir almak için çıkmaya çalışmıyorum ki. Derdim de incir değil.” deyince herkes şaşırdı. “Peki ne yapıyorsun?” diye sordular. Çocuk elindeki taşı yere bıraktı: “Duvarın aşılabileceğini size göstermeye çalışıyorum.”

Kasabalılar sustu. Çocuk taşları üst üste koymaya devam etti ve bir süre sonra duvarın üzerine çıktı. Öteki tarafa baktığında incir ağacının gerçekten orada olduğunu gördü. Ama aşağı atlamadı. Bir süre duvarın üzerinde oturduktan sonra tekrar aşağı indi. Kasabalılar şaşkınlıkla, “Peki, bahçeyi gördün mü? İncir ağacı orada mı?” diye sordular. Çocuk, “Gördüm.” dedi. “Peki neden geri döndün?” diye sorunca çocuk duvarı gösterdi: “Çünkü mesele incir değildi.”

Herkes sustu. Çocuk devam etti: “Ben buraya ilk geldiğimde bana ne söylediniz? Düşersin, yapamazsın, çok yüksek, daha önce deneyen olmadı… Ben de ilk başta bunların doğru olduğunu düşündüm.” Sonra duvara baktı ve gülümsedi, çünkü o kadar da yüksek değildi: “Biz onu gözümüzde büyütmüşüz.”

Kasabanın en yaşlı adamı başını eğdi. Çünkü o gün ilk kez bir şey fark etmişti: Bazen insanların önündeki en büyük engel, aşamayacakları duvarlar değil; o duvarın aşılmaz olduğuna onları inandıran seslerdir.

O günden sonra kasabada bir şey değişti. Çocuklar duvarın önüne geldiklerinde artık kimse onlara “Çıkamazsın.” demedi. Sadece, “Dikkat et. Önce nasıl çıkabileceğine bakalım.” dediler. Çünkü bazı çocukların ihtiyacı, onların yerine duvarı aşmak değil; duvarın gerçekten var olup olmadığını kendi gözleriyle görme fırsatı bulmaktı.

Evet, bu güzel öyküyle başlamak istedim yazıya. Umarım beğenmişsinizdir. Bu arada öyküyü okuyup biraz üzerinde düşününce, bu yazıdaki gibi duvarların aslında her insanın hayatında olduğunu ve insan dediğimiz varlığın dış yönlendirmelerden ne kadar etkilendiğini bir kez daha fark ettim.

Şimdi bazı arkadaşlar, “Onur, ne duvarı? Bizim etrafımızda duvar falan yok. Olsa da yıkar, geçeriz.” diyecekler. Bunu diyen arkadaşlar, görünmez duvarlardan haberi olmayan arkadaşlardır. Hatta en çok duvarlara bu arkadaşlar çarpar. Çünkü varlığını kabul etmedikleri bir şeyi değiştirmek için de bir şey yapmazlar.

Bu duvarlar en çok da engellenen bireyleri etkiler. Onlar zaten farklılıkları yüzünden çoğu zaman bu duvarları aşmayı bile akıllarından geçirmezler. Öyküde olduğu gibi, yanlarındaki insanlar “Aman canım, duvara çıkıp da ne yapacaksın? İncir istiyorsan pazardan al.” diye yaklaşırlar. Yani esas meselenin incir olmadığını, asıl meselenin bir şeyleri başarabilmek olduğunu anlayamazlar.

Bakın sevgili arkadaşlar, her insanın küçük de olsa bir zafer kazanmaya ihtiyacı vardır. Bu zaferler bazen bir duvara tırmanmak, bazen bir şeyleri tamir etmek, hatta bazen biriyle konuşmak ve ona gülümsemek olabilir.

O yüzden bir şeyler yapıp kendi zaferlerini kazanmak isteyen arkadaşların, söylediklerinizle ve konuşmalarınızla duvarları gözlerinde büyütmelerine sebep olmayın. Tam tersine, onları izleyin, destek verin ve sonra neler yapabileceklerini görün.

Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey, onun yerine duvarı aşmanız değildir. Sadece yanında durup, “Hadi bakalım, bunu da bir deneyelim.” demenizdir.

Unutmayın, bizler Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük bir mücadeleyle kurduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bize bırakılan en önemli miraslardan biri de imkânsız görünen şeylerin karşısında pes etmemeyi öğrenmektir.

Belki de hayatımızdaki bütün görünmez duvarları bir anda yıkamayacağız.

Ama önce onların farkına varacağız.

Sonra da bir araya gelip taş taş üstüne koyup, aşmayı deneyeceğiz.

Yazan: Onur Ustaoğlu – Seslendiren: Meryem Coşkunca – Bolçi’nin Katkılarıyla Bou Olay Gündem Gazetesi Konuşan Yazılar…

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*