Yazıyı Fatma Gül Demir’in sesinden dinlemek için videoyu çalıştırın…
Biliyorsunuz, ben evde değişik işlerle uğraşmayı, hobi denilen şeyleri seviyorum. Yaptıklarıma bakanlar, birbiriyle çok farklı konular olduğunu düşünüp “Sen bunları nasıl becerebiliyorsun?” diye şaşırıyorlar.
Örneğin şimdi yazı yazıyorum. Yazıdan sıkılınca akvaryum ve balıklarla ilgileniyorum. Ondan sıkılınca yazılım geliştiriyor, teknolojik aletlerle oynuyorum. Yani şu an bilgisayarın kasasını açsam içindekileri söküp takabilirim. Programsal olarak da sistemi tekrar kurabilirim. Yani sizin anlayacağınız, çok büyük bir şey olmazsa bilgisayar kesinlikle servise gitmez.
Şimdi böyle dedim diye bilgisayarları toplayıp “Onur, tamir et” diye getiren arkadaşlar olabilir. Vallahi yapabildiklerimi yaparım. Çünkü keyif alıyorum. Böyle şeyleri yapmaktan, yeni gelişmeleri takip etmekten ve yeni sistemler denemekten hoşlanıyorum. Ayrıca bence uğraştığım konular her ne kadar birbiriyle alakasız görünse de aslında alakası var.
Mesela çoğu kişi akvaryum alınca, bir işi çıktığında ya da evden uzak kaldığında balıklara kim bakar diye düşünür. Bir bağımlılık duygusu hisseder. Ancak bu bağımlılık doğru sistem kurulduğunda ortadan kalkar. Mesela ben otomatik yemleme makinesi aldım. Bir de akıllı priz aldım. Akvaryumun ışığını belirli aralıklarla açıp kapatıyor ve zaten su filtrede temizleniyor. Bu sistemle balıklar ben olmasam bile 2-3 hafta yaşam döngülerini rahatlıkla devam ettirebilirler. Yani balıklar bağımsızlık ilan etti.
Gördünüz mü? Birbirinden ayrı olarak gördüğünüz konular aslında bir bütünün parçası. Bir araya geldiklerinde ve doğru kullanıldıklarında herkes için bağımsızlık sağlıyorlar. Bu ne kadar önemli bir şey, farkındasınız değil mi?
Günümüzde etrafımıza baktığımızda çoğu zaman bu bağımsızlığın sağlanamadığını görüyoruz. Çünkü sistemler doğru kurulmadığında insanlar bağımsız olamıyor ve mutsuz bir hayat yaşamak zorunda kalıyor.
Özellikle engellenen bireylerde bu durum daha fazla hissediliyor. Çünkü çoğu insanın aklına engelli denince, yanında birilerine bağımlı, bakıma muhtaç insanlar geliyor. Halbuki engellenen bireyler de bağımsız, hiç kimseye ihtiyaç duymadan yaşayabilirler. Yeter ki doğru yerden bakılsın ve engellenen bireylerin bağımsızlığını artıran sistemler kurulsun.
Şimdi bazı arkadaşlar, “Ama bazı engellenen bireyler gerçekten birilerine bağımlı yaşamak zorunda” diyecek. Evet, bazı arkadaşlarımız gerçekten birilerinin desteğiyle yaşamak zorunda. Buna itirazım yok. Benim itiraz ettiğim nokta, kararlarını kendisi verebilen milyonlarca insanın da aynı gözle değerlendirilmesi.
Hatta bence kendi kararlarını verebilen her insan için doğru sistemler kurulduğunda, engellerin hayat üzerindeki etkisi büyük ölçüde azaltılabilir.
Durum böyleyken gelin mevcut sistemlere bir bakalım.
Sosyal yardım adı altında verilen engelli maaşı ve bakım parası var. Ancak bunlar pek de insanları bağımsız hâle getiren şeyler değil. Çünkü bunlar verilirken bile engellenen birey bağımsız bir birey olarak görülmüyor. Ailenin gelirine bakılıyor ve ona göre karar veriliyor. Halbuki bana ne ailemin kazandığı paradan? Sistem beni birey olarak görmeli. Ayrıca hiç kimse kimseye bakmak zorunda değil.
Bağımsız bir hayat için herkes bir şeyler üretmeli, bir iş yapmalı değil mi? Peki hangi sistem engellenen bireylerin çalışmasını destekliyor?
Örneğin ülkemizde Engellenen bireyler için güvenli ve erişilebilir çalışma alanları yeterince mevcut mu? Engellenen bireyler herhangi bir iş alanında eğitim alabiliyor mu? Engellenen bireylere hareket ve erişim imkânı sağlayan medikal cihazlara ihtiyacı olan herkes ulaşabiliyor mu?
Dikkat ettiniz mi? Bizim sağlık raporlarımızda bile “çok bağımlı”, “az bağımlı” gibi ibareler var. Bu bile aslında sorduğum soruların cevabı. Yani kısacası raporlar bile “Sen engellisin, bağımsız olamazsın” diyor.
Ben bunu kabul etmiyorum. Evet, farklı hareketlerim, farklı düşüncelerim olabilir ama ben engelli değilim. Dünyadaki sistemleri tasarlayan ve yöneten arkadaşlar beni unuttukları için engellerle karşılaşıyorum.
Yani ben kararlarını kendi verebilen, engellenen bir bireyim. Eğer sistem doğru kurulsaydı, bana ve benim gibi arkadaşlarıma engelli etiketi yapıştırılıp geçilir miydi?
Bakın, bu dediklerim ve sorduğum sorular bazılarını rahatsız edecek, biliyorum. Ancak şu bir gerçek: Bilimi, teknolojiyi hatta matematiği doğru kullanıp hayatı bağımsızlaştıracak teknolojiler üretebilirsek, yaşam alanlarını doğru tasarlarsak, engellenen bireylere ve ailelerine eğitimler verip üretmeye teşvik edersek, bağımsızlığı artıran medikal ürünlerin fiyatlarını herkesin ulaşabileceği seviyelere çekebilirsek, inanın bana çok daha bağımsız, çok daha özgür, hiç kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan yaşayabilen insanların olduğu bir ülkede yaşarız…
Yazan: Onur Ustaoğlu – Seslendiren Fatma Gül Demir – Bolçinin Katkılarıyla, Bolu Olay Gündem Gazetesi Konuşan Yazılar…
Bir yanıt bırakın