GİZEMLİ HEDİYE !

Onur Ustaoğlu Konuşan yazı
Onur Ustaoğlu Konuşan yazılar

Yazıyı Meryem Coşkunca’nın sesinden dinlemek için videoyu çalıştırın…

Bayram sabahı alaca karanlıkta annesinin sesiyle uyanan Ahmet, heyecanla yataktan kalkıp akşamdan hazırladığı yeni giysileri giydi. Annesiyle birlikte bayram namazına giden babasını beklemeye koyuldular. Çok geçmeden babası geldi. Heyecanla onu karşılayıp elini öptü ve bayram harçlığını aldı. Sonra hep birlikte kahvaltı etmek için dedesine gittiler.

Ahmet orada da başta dedesinin olmak üzere tüm büyüklerin ellerinden öptü ve bayram harçlığını aldı. Harçlıkları verenler, “Oğlum, bu paralarla ne yapacaksın?” diye soruyorlardı. Ahmet de “Cep telefonu alacağım” diye cevap veriyordu. Gerçekten de 1 yıldır para biriktiriyordu, üzerinde elma işareti olan yeni model cep telefonu almak için ve bu bayramda topladığı harçlıklarla istediği cep telefonunu alacak rakama ulaşmıştı.

Bir süre sonra misafirler gelmeye başladı. Ahmet’i ve gelen çocukları, “Hadi, siz dışarı çıkın, oynayın” diyerek evin hemen önündeki parka çıkarttılar. Ahmet parkta bir banka oturdu, üzerinde elma işareti olan alacağı cep telefonu ile neler yapacağını, nasıl havalı olacağını düşlemeye başladı. Diğer çocuklar salıncaklarda sallanıyor, kaydıraktan kayıyor, top oynuyorlardı; yani park cıvıl cıvıldı.

Ahmet bir yandan düş kurarken bir yandan da çocukların oyunlarını izliyordu. Derken tam karşısında oturan bir kız dikkatini çekti. Kız, Ahmet yaşlarında yani 14-15 yaşlarındaydı. Bir ara babası kızın yanından ayrıldı. Bunu gören parktaki çocuklar, top oynarken kıza doğru attılar. Top kızın dizine geldi ve ayaklarının dibine düştü.

Çocuklar, “Hey, topumuzu atsana” diye seslendiler. Kız, eğilerek topu almaya çalıştı ama yetişemedi. Çocuklar, “Niye eğiliyorsun? Ayaklarınla vursana” diye seslendiler. Kız, yapamam der gibi bir işaret yaptı. Bunları gören Ahmet, bir problem olduğunu anladı. Oturduğu banktan kalkıp çocukların kıza attığı topu aldı, bir tekmeyle çocuklara attı. Çocuklar, kızın yanında Ahmet’i görünce kızla uğraşmaktan vazgeçip oyunlarına devam ettiler.

Kız, Ahmet’e çok teşekkürler dedi. Ahmet gülümseyerek, “Bir şey yapmadım ki, sadece topu attım” dedi ve kıza elini uzattı. “Ben Ahmet, kız da bende Fulya. Memnun oldum” dedi. Ahmet, izin verirsen yanına oturabilir miyim? Tekrar top gelir falan yardımcı olurum dedi. Bunu derken de içten içe, “Bu kız niye o topa vuramadı?” diye merak ediyordu. Bir tuhaflık vardı ama neydi? Kız gülümseyerek, “Tabii, oturabilirsin” dedi. Ahmet de kızın yanına oturdu ve başladılar sohbet etmeye.

Ahmet, kıza, “Ben seni daha önce burada görmedim, bayram ziyaretine mi geldiniz?” dedi. Kız, “Hem bayram ziyareti hem de bundan sonra burada yaşayacakmışız” dedi. Ahmet, “Ne güzel, eviniz yakın mı?” diye sordu. Kız, eliyle arkasındaki bir evi gösterdi, “Şimdilik buradayız” dedi. Ahmet, “Anladım” der gibi başını salladı, “Benim de dedemin evi şurası, bizim de evimiz bir sokak ilerde” dedi. Kız, “Aaa, ne güzel, çok yakınmış” diye gülümsedi. Ahmet, saatine baktı, öğleye az kalmıştı. “Fulya, gel, birlikte hamburger yiyelim. Az ilerde bir hamburgerci var” dedi. Fulya, üzgün bir sesle, “Ben gelemem ki” dedi. Ahmet, “Neden?” dedi. Fulya, biraz sıkılarak ve biraz da utanarak eteğini biraz kaldırdı. Ahmet, şaşkınlıktan banktan düşecekti. Fulya’nın ayakları dizden aşağısı yoktu.

Ahmet, şaşkınlığı geçince, “Tamam, anladım. Çok özür dilerim. Peki, senin tekerlekli sandalyen falan yok mu? Onunla giderdik, ben yardımcı olurdum” dedi. Fulya, yine üzülerek, “Vardı ama kırıldı, zaten köyden bu yüzden geldik. Sandalyeler çok pahalı, alamadık. Burada babam iş buldu, para kazanacak, bana yeni sandalye alacak, alıncaya kadar da böyle idare edeceğim, yapacak bir şey yok” dedi.

O anda Ahmet, kafasını önüne eğdi. Aslında biraz da cep telefonu için düşündüklerinden utanarak. 1 yıldır biriktirdiği yeni cep telefonu parasıyla Fulya’ya tekerlekli sandalye almaya karar verdi. Çünkü zaten Ahmet’in kullandığı bir telefon vardı ve yenisine ihtiyacı da yoktu. Kafasını kaldırdı, Fulya’ya, “Sıkıntı etme, her şeyin bir çaresi vardır” dedi. “Şimdi şöyle yapalım. Hamburgerciyi arıyorum, 2 hamburger sipariş ediyorum, burada yiyoruz” dedi. Fulya sevindi ve gülümsedi.

Ertesi gün Ahmet, Fulya’nın durumunu babasına ve annesine anlattı. Biriktirdiği parayla ona bir tekerlekli sandalye almak istediğini söyledi. Babası ve annesi, “Tamam oğlum, alırız. Böyle düşündüğün için seninle gurur duyuyoruz” dediler. Çok geçmeden Ahmet’in parasının üzerine biraz ek yapıp güzel bir akülü tekerlekli sandalye aldılar. Ahmet, “Baba, senden bir ricam daha var. Bunu bizim aldığımızı kimse bilmeyecek” dedi. Babası, “Tamam oğlum, bu aracı nasıl vereceksin?” dedi. Ahmet, gülümseyerek, “Orasını bana bırakın” dedi.

Bir sabah, Fulya annesinin sesiyle uyandı. “Ne oldu, niye bağırıyorsun?” diye seslendi. Annesi ve babası, kapıda akülü tekerlekli sandalye olduğunu, üzerinde de “Fulya, güle güle kullan” yazılı bir not olduğunu söylediler. Fulya, annesi ve babası, “Bunu kim aldı, buraya kim bıraktı?” sorularını sordular ama alanı ve bırakanı hiçbir zaman öğrenemediler.

Evet, arkadaşlar, şeker bayramı yaklaşırken, kendi yazdığım bir öyküyü sizlerle paylaşmak istedim. Okuduğunuzda veya dinlediğinizde, “Nerde eski bayramlar ve Ahmet gibi çocuklar kaldı mı?” dediğinizi duyar gibiyim ama Ahmet gibi insanlarda var, o eski bayramlarda yeter ki bizler bir şeylerin anlamını ve değerini unutmayalım. Umarım bu öyküyle size bir şeyler hatırlata bilmişimdir ve düşünmeye teşvik edebilmişimdir. Şimdiden iyi bayramlar diliyorum. Bayramdan sonra görüşmek dileğiyle…

Yazan: Onur Ustaoğlu – Seslendiren: Meryem Coşkunca – Bolçi’nin katkılarıyla Bolu Olay gündem Gazetesi Konuşan Yazılar…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*