Yazıyı Meryem Coşkunca’nın sesinden dinlemek için videoyu çalıştırın…
Bugün benim canım birazcık oyun oynamak istiyor. Hazır okullar da yeni açılıyorken biraz öğretmencilik oynamak istiyorum. Ancak çok sevdiğim bir öğretmen ablamın lafını hatırladım:
“Onur, sen benim öğrencim olsan seninle başa çıkamam. Çünkü hem yaramazsın, karşındakini çok çabuk etkileyip kendine uydurabiliyorsun ve daha da önemlisi, nerede duracağını çok iyi biliyorsun. Ben öğretmen olarak sana ceza veremem. Bunun için iyi ki öğrenci değilsin.” derdi. İşte bu yüzden, ben sizi uğraştırmayayım. Tüm öğretmenlerimin de izniyle bu yazıda öğretmen olmak istiyorum. Tabii ben öğretmen olunca öğrenciler de farklı olmalı bu oyunda.
Peki, zil çaldı. Öğrencilerimi sınıfa davet ediyorum. Öncelikle tüm illerin valileri ve belediye başkanları gelsin. Millî Eğitim yetkilileri, sizleri de sınıfımıza alalım. Üniversitelerin yetkililerini de çağıralım. Milletvekillerimiz, siz de buyurun lütfen. İsteyen herkes gelsin. Sınıfımız büyük, yerimiz var, merak etmeyin.
Şimdi yoklama tamam, herkes geldi. Oturun arkadaşlar, çıkarın kâğıtları, kalemleri. Anlatın bakalım, tatil nasıl geçti? Yani okullar kapalıyken yeni dönem için neler yaptınız?
Ne o? Yazan yok! Anlatacak bir şey yapmadınız mı? Peki öyleyse, sınav yapıyorum. Yazın bakalım.
Bu arada benim sınavlarımda kopya çekmek serbest. İsteyen kopya çekebilir yani.
Gülmeyin, yazın bakalım!
Soru 1: Bu sene engellenen öğrencilerimiz okulların kapısından çeşitli bahanelerle geri çevriliyor mu? Eğer cevabınız hayırsa, bunu nasıl denetliyorsunuz?
Soru 2: Peki okula kabul edilen engellenen öğrenci, sınıftaki öğrenciler, veliler ve öğretmen tarafından gerçekten kabul ediliyor mu?
Soru 3: Öğretmenlerimiz engellenen ya da özel gereksinimli öğrencilerimizi eğitmeye gerçekten hazır mı? Yeterli bilgi ve donanımı, eğitimleri sırasında genç öğretmenlerimize kazandırabiliyor muyuz?
Soru 4: Okullarımızın fiziksel şartları engellenen öğrencilerimizin ihtiyaçlarına gerçekten uygun mu? Yoksa yine “rampamız var” deyip rampanın önüne araba mı park ediyoruz?
Soru 5: Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde engellenen öğrencilerimize devlet desteğiyle ayda yalnızca 8 saat bireysel ve 4 saat grup eğitimi veriliyor. Bu sürenin yetersiz olduğunu siz de biliyor musunuz? Biliyorsanız, bu eğitim yılında bu süreyi artırmak için ne yaptınız?
Evet, hadi bakalım. Bu soruları cevaplayın. Ne oldu, çok mu zor geldi? Kâğıtlar bomboş, kalemler hareket etmiyor.
Bakın, kopya serbest yani! Yapay zekâya falan da danışabilirsiniz. Hadi hadi, hareket görelim.
Olmuyor mu?
Peki o zaman verin kâğıtlarınızı. Üzülerek söylüyorum, bu konularda yine sınıfı geçemediniz.
Bakın değerli arkadaşlar; sizler şehirleri yöneten, bazı şeylere karar veren, sistemler kuran ve kurulu sistemleri düzeltebilen kişilersiniz. Aslında bu soruların cevaplarını ve bu sorunları çözmek için neler yapılması gerektiğini benden daha iyi biliyorsunuz. Ama bir türlü sistemlerdeki açıkları tam olarak kapatamıyorsunuz.
Örneğin resmî sitelerde, engellenen ya da özel gereksinimli bireylere ayda 8 saatlik eğitimin yetmediğini siz de söylüyorsunuz. Ama yetersiz olduğunu kabul ettiğiniz bu süre hâlâ değişmiyor.
Genç öğretmenlerimizi yetiştirirken, sınıfa özel gereksinimli bir öğrenci geldiğinde veya gelmeden önce neler yapılması gerektiği, diğer öğrencilerin nasıl bilgilendirileceği konusunda yeterli hazırlığı yapabiliyor muyuz? Sınıftan vazgeçtim, etkinliklerde yanıma gelen bazı öğretmen arkadaşlarım bile elini kolunu nereye koyacağını bilemiyor. Bu böyle olmamalı.
Bazen yaptığınız en kolay şeylerden biri ise eğitim sisteminin içeriğiyle oynamak. Yani zaten ezberci ve sınavlara dayalı bir sistemi daha da ezberci hâle getirmek ve bazen de futbolda taktik verir gibi eğitim yılını 4-4-2 ya da 3-5-2 gibi düzenlemek. Ya biz futbol maçı mı yapıyoruz, eğitim sistemi mi düzenliyoruz, anlayamıyorum!
Değerli öğretmenlerimin izniyle, bugün bu oyunda öğretmen rolünü ben oynadım. Becerebildim mi? Takdir sizlerin.
Bakın değerli arkadaşlar, sevgili yetkililer…
Eğitim bir insan hakkıdır ve herkes için eşit olmalıdır. Başarı ise sınavlarla ölçülmemelidir. Öğrencilere “Şuna benzeyin, onun gibi yapın, başarılısınız.” denmemelidir. Yaratıcı ve yetenek geliştirici şeylerle öğrencilerin hayal güçlerini, problem çözme yeteneklerini geliştirebilecekleri, her şeyi sorgulayabilecekleri ve erişilebilir olan bir eğitim sistemi oluşturulmalıdır.
Ben inanıyorum ki eğitim sistemimizi anlattığım gibi yapabilirsek, daha özgür, daha mutlu insanların olduğu ve daha çok üreten bir ülkede yaşayabiliriz.
Yazan: Onur Ustaoğlu – Seslendiren: Meryem Coşkunca – Bolçi’nin katkılarıyla Bolu Olay Gündem Gazetesi Konuşan Yazılar….
Bir yanıt bırakın