Yazıyı Meryem Coşkunca’nın sesinden dinlemek için videoyu çalıştırın…
Biliyorsunuz, yaklaşık 15 yıldır aktif olarak gazetecilik ve yazarlıkla uğraşmaktayım. Engelleri ve engellenenleri anlatmaya çalışıyorum. Bazen arşive dönüp eski yazılarımı okuduğumda, çoğunun güncelliğini koruduğunu, yani anlattığım problemlerin devam ettiğini görüyorum. Aslında bu bir gazeteci için güzel bir şey olsa da yetkililer tarafından hâlâ “Neden bunlar yaşanıyor?” diye düşünülmesi gerekir.
Beni tanıyanlar ve bu yazıyı takip edenler, “Onur yine bir şey yakalamış ve biraz da sinirli, kelimeleri dikkatli seçmek için top çeviriyor” diyecekler. Evet, birazcık sinirli olduğum doğru. Az önce NOW Haber kaynaklı bir haber izledim. Sonra “Neymiş bu olay?” diye biraz araştırdım ve ne yazık ki yıllardır defalarca yaşanan, benim de defalarca anlatmaya çalıştığım olayların benzeri bir durumun yaşandığını üzülerek gördüm.
Şimdi izninizle haberden kısa bir özet paylaşmak istiyorum.
“Serebral palsi tanısı bulunan ilkokul 4. sınıf öğrencisinin eğitim gördüğü okulda, ihtiyaç duyduğu desteğe erişimde sorun yaşandığı iddiası gündeme geldi. Aile, öğrencinin kayıt sürecinde çeşitli zorluklarla karşılaştıklarını, yasal haklarını hatırlatmalarının ardından çocuğun okula kabul edildiğini ifade ediyor.
Babanın anlatımına göre öğrenci, günlük yaşamında destekle hareket edebiliyor ve okula erişim sürecinde de yardıma ihtiyaç duyuyor. Ancak okul yönetiminin refakatçi desteğini sınırlandırdığı ve öğrencinin okula ulaşımında yeni engeller oluştuğu öne sürülüyor.
Aile ayrıca, engelli bireyler için kullanılan aracın okul kapısına girişine izin verilmediğini; buna karşın servis araçlarının aynı kapıyı kullanmaya devam ettiğini belirtiyor.
Okul kapısı engelli aracına kapalı, servis araçlarına ise açık. Bu tablo, erişilebilirlik konusundaki yaklaşımın ne kadar sorunlu olduğunu tek başına anlatmaya yetiyor.
Olayı gündeme taşıyan NOW Haber, konunun eğitimde erişilebilirlik ve engelli öğrencilerin hakları açısından tartışma yarattığını aktardı. Uzmanlar ise gerekli düzenlemelerin yapılmamasının yalnızca bir ihmal değil, bir hak ihlali anlamına gelebileceğine dikkat çekiyor.”
Şimdi neden sinirli olduğumu anladınız mı? Bu olaylar yaşadığımız çağa yakışıyor mu? Öncelikle ben de aynı rahatsızlığı paylaştığımı ve bu olayları yaşamayayım diye büyüklerim tarafından evde yetiştirildiğimi söylemek isterim. Ancak benim zamanım 40 yıl öncesiydi. 40 yıldan bu yana hiç mi bir şey değişmedi? Bu olay yaşandığına göre değişmemiş gibi görünüyor.
İyi de lafa gelince yasalarımız var, şöyle okullarımız var, böyle eğitim merkezlerimiz var diyoruz. Her şey varsa bu ve benzeri olaylar neden yaşanıyor? Bence esas sorun yasalarımızda ya da okullarımızda değil; esas sorun kurduğumuz sistemlerde ve yöneticilerimizin bakış açısında. Mesela ben çok merak ediyorum: Bu okulda bu soruna neden olan yöneticiler nasıl bir bakış açısına sahip?
Çünkü “Bu çocuk eğitim alacak da ne olacak?” anlayışı, çözüm değil sorunun kendisidir.
Bir de şöyle bir sorun var: Devlet, kaynaştırma sınıflarına bu tür öğrencileri veriyor. Ancak o sınıftaki öğretmen ve öğrencilerin yeterliliğine çoğu zaman bakmıyor. Durum böyle olunca da bu tür olaylar kaçınılmaz hâle geliyor.
Peki bu tür olayları nasıl önleriz? ilk önce eğitim sistemimizden başlamalıyız. Hız ve ezbere dayalı, şu anda uygulanan eğitim sistemimizi; insanların yaratıcılığını geliştiren, öğrenmeye teşvik eden bir sistem hâline getirmeliyiz. Sonra eğitimcilerimizi ve idarecilerimizi yetiştirirken, ucundan kıyısından da olsa özel eğitim vermeliyiz. Yani diyelim ki okuluna ya da sınıfına böyle bir öğrenci geldiğinde ne yapılacağını, nasıl davranılacağını bilmeli ve şaşırmamalı. Çünkü bir sınıfta öğretmen şaşırırsa, öğrenciler de kontrolü kaybeder.
Bu dediklerime kızanlar olabilir ama düşünürseniz, bu tür olayların kökenine inildiğinde durumun anlattığım gibi olduğu görülecektir. Bakın, hepimizin amacı eşit ve özgür bir dünyada yaşamaktır ve tüm insanlar eğitim gibi konularda eşit haklara sahiptir. Ben inanıyorum ki bu büyük resim görülür, bakış açıları değişir ve gençlerin enerjisi dışlanmadan sistemler yeniden şekillendirilirse bu sorunların üstesinden gelebiliriz. Aksi hâlde biz bu sorunları yaşamaya devam ederiz, ben de yazmaya.
Yazan: Onur Ustaoğlu – Seslendiren: Meryem Coşkunca – Bolçi’nin katkılarıyla Bolu Olay Gündem Gazetesi Konuşan Yazılar…
Bir yanıt bırakın