KAPIYI ÇALMADAN GİREN ŞEY!

Onur Ustaoğlu Konuşan yazı
Onur Ustaoğlu Konuşan yazılar

Yazıyı Özge Nur Dilber’in sesinden dinlemek için videoyu çalıştırın…

Bundan 15 yıl önce yerel ve ulusal basını incelediğimde günlük yaşadığımız engellerin doğru bir dil ile anlatılmadığını görmüştüm. Bir an “Ben yapabilir miyim?” sorusu aklıma geldi. Açıkçası fazla düşünmeden Bolu’da yerel yayın yapan bir internet sitesine mail atarak kafamdakileri anlattım ve “Bana bir köşe verin, bunları anlatacağım” dedim.

Artık nasıl anlattıysam hemen geri dönüş oldu. “Başla” dediler. Sonra ben bir başladım, o gün bugündür bakıp da görünmeyen engelleri ve engellenenleri anlatıyorum. Aslında ilk başladığımda yazıların bu kadar takipçisi yoktu; yani reyting dediğimiz şey oldukça düşüktü. Ancak ben bu konuyu ısrarla anlatmaya devam edince “Bu adam ne diyor?” diye yazılara bakan ve takip edenlerin sayısı zaman içinde arttı. Şimdi ilginçtir, bazen yazılarla ilgili yurt dışından bile tebrik mesajları alıyorum. Yolda hiç tanımadığım insanlar “Onur yazıları takip ediyoruz” diyor. Bu da beni ve ekibimizi çok mutlu ediyor.

Aynı zamanda onurustaoglu.com.tr sitesinin yayıncısı ve editörüyüm. Küçük bir site ama tüm projelerimi bulabilir ve direkt bana ulaşabilirsiniz. Yani yayıncılıktan da teknik işlerden de anlıyorum. Bunları niye anlattığıma gelince…

Günümüzde yayın materyalleri ve araçları hızla değişiyor. Mesela 90’lı yıllardaki video kasetlerin yerini şimdi dijital platformlar almış durumda. Hatta bu platformların TV kanallarının yerini aldığını söyleyenler var. Buna kısmen katılmakla beraber ben hâlâ TV kanallarının ve ana akım medyanın yerini koruduğunu düşünenlerdenim.

Tabii burada özellikle son yıllarda TV kanalları ve yapımcılar, reyting alacağız diye halktan kopuk, bağıran çağıran insanların olduğu programlar yapıyor. İçinde mafya ve silah olmayan dizi neredeyse kalmadı. Bu programları niye yapıyorsunuz diye sorduğumda da “reyting için” diyorlar. Bu cevap aslında başka bir soruyu gündeme getiriyor:

Reyting cihazları kimlerin elinde?

Çünkü sorduğum insanlar bu yayınları yapmaktan da, izlemekten de memnun değiller. İki taraf da “mecbur yapıyoruz, mecbur izliyoruz” modunda.

Bakın ben açık konuşayım; hiç okula gitmemiş, kendini her zaman her yerde geliştirme çabası içinde biri olarak şimdilerde TV programlarına ve dizilere bakınca şunu düşünüyorum:

Eğer benim çocukluğum bugünkü programlarla geçseydi ben bu kadar gelişme sağlayabilir miydim?

Cevabım hayır oluyor. Bir gazeteci, bir yayıncı ve bir yazar olarak da bundan memnun değilim.

Bakın çok geri gitmeye gerek yok. 90’lı yıllara bakın. Yapılan TV programlarının, hatta reklamların bile bir amacı, bir esprisi vardı. Üniversiteli gençlerin sabahlara kadar izlediği prestijli programlar vardı. En önemlisi de yapılan programlar insanlara bir şey veriyordu.

Mesela ben Cenk Koray’ın sunduğu Tele Kutu’da pazarlık yapmayı öğrendim. Bilgisayar konusunda kendimi Zahide Yetiş’in sunduğu internet TV programıyla geliştirdim. Okan Bayülgen’in Medya Arkası programında televizyonu dikkatli izlemeyi öğrendim. Adeta bir medya okur yazarı gibi gelişmeme neden oldu.   Zeki Alasya ile Metin Akpınar’ın dizi ve filmlerinden eleştirirken güldürmeyi öğrendim. Olacak O Kadar programını da çok severdim; dertleri ve sıkıntıları güldürerek anlatırdı bu usta isimler.

Şimdi ne oldu?

Her şey reyting denilen şey için yapılmaya başlandı. TV’lerde kavga, tartışma, silah var. Tabii tüm gün bunu izleyen insanlar da giderek daha gergin bir hale geliyor. Arkadaşlar, hayat bu kadar sert yaşanmıyor. Yaşanmaya kalkarsa da geçen hafta okullarımızda yaşanan felaketler ortaya çıkıyor.

Herkes bilgisayar oyunlarını gösteriyor ama birinci derecede bakılması gereken TV programları ve dizilerdir.

Bakın arkadaşlar, bu yazdıklarımı televizyonla kendini geliştirmiş biri olarak yazıyorum. Bugün birçok kişi ücretli dijital platformlara yönelmiş olabilir. Ancak hâlâ benim gibi televizyonu kendini geliştirmek için kullanan insanlar var. Bu yüzden televizyon yalnızca izlenen değil, sorumluluk taşıyan bir mecra olmalıdır. Bu yayınlara en çok yaşlılar, engellenen bireyler ve çocuklar; yani evde daha fazla vakit geçiren insanlar maruz kalıyor.

Bu yüzden sadece reytinglere bakılmamalı. Ya da reyting ölçer cihazlar doğru kişilerin ellerine verilmelidir. TV programcıları ve yapımcılar biraz eskiye dönmelidir. Daha yaratıcı, daha eğitici ve insan psikolojisine daha iyi gelen programlar yapılmalıdır. Ve bu programlarda ısrar edilmelidir.

Aksi halde ruh hali bozuk, eğitim seviyesi nispeten düşük insanlara sürekli bunları izletirseniz, bu ülkeye medya ve dijital okuryazarlığı öğretmezseniz, ne yaparsanız yapın insanları koruyamaz, insanların kendini geliştirmesini sağlayamazsınız.

Yazan Onur Ustaoğlu – Seslendiren: Özge Nur Dilber – Bolçi‘nin Katkılarıyla, Bolu Olay Gündem Gazetesi Konuşan Yazılar…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*