Yazıyı Zahide Yetiş’in sesinden dinlemek için videoyu çalıştırın…
Beni yakından tanıyanlar ve bu yazıları takip edenler, dizi ve filmleri izlemeyi sevdiğimi ve izlerken bir yazar olarak, ileride bir film yaparsam “Şu oyuncuyla, şu oyuncuyla çalışmayı çok isterim, şu oyuncuyu hiç beğenmedim. Bunu filmime almam.” dediğimi bilirler. Hatta çoğu zaman senarist arkadaşlara da “Ya siz ne yapıyorsunuz, bu karakter bunu yapar mı?” diyerek ekran başında eleştiri getiririm.
En büyük hedeflerimden biri de yazdığım şeyleri bir gün film ya da dizi olarak görmektir. Çok istediğim bir şey daha var: Günün birinde engellenenleri konu alan bir komedi dizisi ya da filmi yapmak. Biliyorum, şimdi “Bunları yapman zor Onur.” diyorsunuz. Ancak ben hayatta hep zor işler yaptım. Bu anlattıklarımı da çok çalışarak ileride yapacağıma inanıyorum.
Hazır film ve dizi demişken size bir sorum olacak. Hepimiz TV’de dizi ve film izliyoruz. Hoş, bazı arkadaşlar sadece belgesel izlediklerini iddia etse de siz inanmayın, onlar da ucundan kıyısından izliyorlardır. Hayvanların hayatını izleyerek ömür geçmez. Neyse, biz konumuza dönelim.
Türkiye’de yapılan ve uyarlama olmayan özgün dizilerde hiç engellenen kadının başrol olduğu bir dizi gördünüz mü?
Göremezsiniz çünkü böyle bir diziye ülkemizde ben hiç rastlamadım. Evet, sinema filmlerinde tek tük var ama onlar da resmî kayıtlara göre yüzde 12’si engellenen bireylerden oluşan bir toplum için yeterli değil ve bence yeterince iyi anlatılmıyor engellenen kadınlar. Hatta inanmayacaksınız ama bunun üstüne akademik makaleler bile yazılmış.
Örneğin 2023 yılında Yalova Üniversitesi’ndeki akademisyenler tarafından yapılan inceleme ve bilimsel yayın kısaca şöyle:
Araştırmacılar, başrolünde engelli kadın karakter bulunan 8 filmi incelemiş. Eleştirel söylem analizi kullanmışlar. Çalışmada ortaya çıkan temalar arasında kurbanlaştırma, cinsiyetsizleştirme, muhtaç/çaresiz olma, aşırı korunma, dışlanma, pasiflik ve bağımlılık gibi başlıklar bulunuyor.
Daha da önemlisi, araştırmanın sonucunda Yeşilçam dönemindeki engelli kadın temsillerinin ağırlıklı olarak hasta, muhtaç, bağımlı ve kadınlık rollerinden uzak biçimde sunulduğu; 2000 sonrası Türk sinemasında ise sosyal modelin daha fazla öne çıktığı, fakat insan hakları modeline hâlâ çok az yer verildiği belirtiliyor.
Aslında bu araştırma da bize ülkemizde engellenen kadınların nasıl temsil edildiğini gösteriyor.
Bence bunun nedenlerinden biri de televizyon kanallarının kendilerini yeterince yenileyememesi. Ekranı açtığımda ya köşklerde, yalılarda yaşayan insanları ya da eli silahlı, racon kesen mafyaları görüyorum. Oysa bunların hiçbiri sokaktaki vatandaşın tamamını yansıtmıyor. Ben biraz da sokaktaki insanı anlatan hikâyeler görmek istiyorum.
Mesela Mucize Doktor’u hepimiz biliriz. Uyarlama, otizmli bir doktorun hayatının konu alındığı bir diziydi. Ancak yayınlandığı dönemde gündem olmuştu ve reytinglerde güçlü sonuçlar elde etmişti. Ondan esinlenip, mesela tekerlekli sandalye kullanan bir kadın doktorun hikâyesi işlenemez mi?
Ama o karakteri aşırı iyi ya da yardıma muhtaç biri olarak göstermeden, ne bileyim, bir kadın olarak ihtiyaçlarını, hatalarını, yanlışlarını ve karşılaştığı engelleri anlatmak mümkün. Netflix’teki Santita da tekerlekli sandalye kullanan bir kadın doktoru bu yönleriyle ele alan örneklerden biri.
Ve bundan önceki örneklere bakıldığında, doğru kast yani oyuncu seçimi yapıldığında bu iş bayağı ses getirir…
Bakın arkadaşlar, ülkemizde nedense kadını anlatan işler zor anlatılıyor.
Ben engellenen ya da özel gereksinimli kadınları anlatalım ve karakter iyileşmesin, herkesin izleyebileceği, bir şeyler öğrenebileceği özgün işler yapalım diyorum.
Biliyorum, bu söylediklerim çok dikkat ve özen istiyor ve senarist arkadaşlara yazmak zor geliyor. Ancak kolay konuları herkes yazar. Ayrıca birbirine benzer öyküler yazmaktan, izlemekten artık sizler de sıkılmadınız mı?
Dediğim şeyler üstünde düşünmeye değmez mi?
Bu arada bu hafta mikrofonun başında, bu yazıyı seslendiren kişi, ekranlardan da tanıdığınız sevgili Zahide Yetiş.
Benim en kıymetli, en değerli arkadaşlarımdan biri. Bu yazıyı onun okumasını istedim, her zaman olduğu gibi ben isteyince beni kırmadı. Vakit ayırdığın ve sesinle bizlere katkı verdiğin için teşekkürler arkadaşım.
Zahide:
Onur, burayı bana bırakmışsın. Çok teşekkür ediyorum. Her zamanki nezaketine, her zamanki asaletine, akıl fikirlerine, hayata olan özenine, kadınlara verdiğin desteğe ve katkına ve özellikle engellenen kadınlara, erkeklere, çocuklara, herkese olan duyarlı ve akılcı, çözüm odaklı yaklaşımların için ben de bir anne, bir kadın ve bir engellenen adayı olarak sana binlerce teşekkür ediyorum.
Canım arkadaşım, ben senin yazdığın her yazıyı merakla okuyor, merakla bekliyor ve şimdi de zevkle seslendiriyorum.
Her zaman yanında, önünde, arkanda, sen nerede istersen her zaman seninleyim.
Çok seviyorum seni canım arkadaşım. Bana ayırdığın için bu bölümü ayrıca teşekkür ediyorum.
Ve bir gün o filmi çekeceğine inanıyorum. Eğer bana da rol verirsen, zevkle orada olacağımı da bilmelisin.
Yazan: Onur Ustaoğlu – Seslendiren: Zahide Yetiş – Bolçi’nin Katkılarıyla Bolu Olay gündem Gazetesi Konuşan Yazılar
Bir yanıt bırakın