Başlangıç Uyanışına ihtiyacımız var.

Söyleşiyi sesli dinlemek için videoyu çalıştırın…

21 – 09 – 2013 tarihinde  Bolu Express Gazetesinde yayınlandı.

Bolu Express Gazetesi köşe yazarı Onur Ustaoğlu engelliler üzerine yaptığı söyleşilere bir yenisini daha ekledi. Ustaoğlu, Türkiye’nin tanınmış önemli isimlerinden 24. Dönem CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey ile engeller ve engellenenler üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdi. İkili çözümler üzerine de konuştu…

Sayın vekilim izninizle size Şafak Abla diye hitap edebilir miyim?

Elbette, kesinlikle

Şafak abla bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

24 Dönem CHP İstanbul Milletvekiliyim.  Milletvekili olmadan önce Birleşmiş Milletlerin çeşitli ajanslarında görev yaptım. Eğitim hayatım dâhil on beş yıllık bir aradan sonra ülkeme döndüm.

Gördüğüm kadarıyla sizin başarılarınız ve yaptığınız işler saymakla bitmiyor hayata karşı duruşunuz gülüşünüzle herkese örnek birisiniz. Peki, işiniz dolayısıyla yaşantınızın bir bölümü hep yurt dışında böyle olunca birçok şeyi kıyaslayabiliyorsunuz. Avrupa ülkeleriyle kıyasladığımız da Sizce Türkiye de engelliler konusunda gerekli çalışmalar yeterince yapılıyor diye bilir miyiz?

Bir insan hakkı kazanımının, ülkede kabul görmesi ve hayatın doğal bir parçası haline gelmesi için üç temel noktanın birbiriyle bütünleşerek geliştirici motor görevi görmesi gerekiyor.

a- Bu hakkın kazanımında mağdurlarının emek vermiş olması gerek,

b- Toplumun diğer üyelerinin sadece yasa olarak değil, kültürel olarak bu hakkı benimsemiş olmaları gerek

c- Resmi otoritenin, hakkın ekonomik bütçe ve sosyal kampanyayla anlaşılmasını sağlaması gerek.

Bizde engelli hakları engellilerin mücadeleleri sonucunda değil, modern toplum ve BM ve AB gibi uluslararası kuruluşların baskısı sonucu hayatımıza girdi. Engelli örgütleri güçlü ve kendi ayakları üstünde duran bağımsız örgütler olmadıkları için, hakların ne kadar verileceği resmi otoritenin algısına kaldı. Bu nedenle engelli örgütleri örneğin tamamen ahlak ve tıp dışı rapor düşürme politikasını on yıldır onca dirence rağmen geri aldıramadılar. Çünkü resmi otorite de engelli haklarını bu bir hak olduğu için değil, kesebildiği kadar kırpıp , ‘verdik işte!’ demek için veriyor.

Abla biliyorsunuz ben yürüyemiyorum ve aşağı yukarı 3 yıldır Bolu’da çeşitli gazetelerde ve köşe yazarlığı yapıyorum. Yani Kendi çapımda iyi bir gazeteci sayılırım. Yalnız benim iş anlamında en büyük sorunlarımdan biri şu, bazen Bolulu büyüklerim çeşitli toplantılara çağırıyorlar ama maalesef toplantıların yapıldığı yer tekerlekli araca uygun olmuyor. Tabi bende çoğu zaman gidemiyorum. Bu tür toplantıları düzenleyen kişilere hep soruyorum. Bu toplantı salonları seçilirken bu anlamda bir denetim yapılamaz mı?

Sevgili Onur aynı durumla ben de zaman zaman karşılaşıyorum. Ama bu hatırlatma ile çözümlenecek bir mesele değil. Toplumun empati ortaklığı ve gücü ile ilgili. Bir toplum engelli engelsiz her üyesi ile ortak bir hayat sürmeye niyetli olsa bu sorunlarla çok az karşılaşırız. Bence toplantıya çağıranların farkına varmamasından çok o binaları yapanların insana hiç değer vermemesi ile ilgili bir kâbus bu.  Denetim bir sonuçtur, bence mekânları yaparken bizim başlangıç uyanışına ihtiyacımız var.

Siz bildiğim kadarıyla bir dönem gazetecilik yapmışsınız. Size şu soruyu yöneltsem; Türkiye’de Ulusal ve yerel medya engelliler için daha aktif çalışmalar yapsa bizim yaşadığımız sorunları ajitasyon yapmadan anlatsa Engeller azalmaz mı?

Bizde böyle bir alışkanlık var. Kurumları olduğundan etkili kabul etmek… Medya bizde toplumun temel ihtiyaçlarını, sosyal hareketleri izleyerek var olmuyor ki; daha çok engelli sorunu yazdığında durum değişsin!  Medya siyasi gücün yazılı ve görsel propogandisti gibi çalıştıkları için onlardan toplumun en güçsüz grubunu korumalarını beklemek yararsız bence.  Algının değişmesi gerekiyor. Bir engelliyi;  onun ihtiyacı olduğu ve sizinde vicdanınızı rahatlatmanız için değil,  işi layığı ile yerine getireceğine inandığınızda çalıştırırsanız algı değişmiş olur.  Engelli haklarını kamunun önünde puan almak için değil, o hakka kavuşması gerekenin insan gibi yaşamasını sağlarsanız algı değişir.   Bence hepimize medyadan çok daha fazla sorumluluk düşüyor.

Ülkemizde engellilerin en büyük sorunlarından biride eğitim çünkü yetenekli ama aileleri tarafından “Bu çocuktan bir şey olmaz.” düşüncesiyle evde oturtulan bir sürü arkadaşımız olduğundan eminim; ama gerek ülkemizdeki bakış açısı gerekse mimari şartlar yüzünden bu maalesef böyle oluyor. Oysa bizim elimizde özel eğitimli KPSS yüzünden boşta gezen bir sürü genç öğretmenimiz var. Ben şunu merak ediyorum, niye bu öğretmenlerimizi engelli arkadaşlarımızın eğitimlerinde kullanmıyoruz da boşta gezdiriyoruz?

Cevabı aslında çok açık değil mi? Bizi hiç ilgilendirmeyen Suriye krizi için hayal bile edemeyeceğimiz kadar örtülü ödenek harcayan devlet;   genç öğretmenlerin enerjisini, en çok ihtiyaç olan özel öğretime sevk ederek, para harcamak istemiyor. Ne acıdır ki cevap bu kadar basit. Hükümetin öncelikleri ile sıradan insanın önceliği uyuşmuyor özetle…

Peki, şimdide biraz gülelim. Bildiğim kadarıyla sizde benim gibi neşeli ve espriyi seven birisiniz bir o kadarda aktifsiniz bu yoğun temponuzda engellenen bir insan olarak başınızdan gecen komik bir olayı bizimle paylaşır mısınız? 

Avrupa’da yaşarken, arabamdaki engelli kartım nedeniyle kolay park edebiliyor olmam engelli olmayan biri Türk arkadaşımın çok ilgisini çekti.  Bana engelli araç kartını kaça aldığımı sordu. Ben de ; “Beş kuruş ödemiyorsun, bir kol bir bacak yetiyor,” diye cevap verdim. Aradan bir süre geçti. Yanıma gelip, arabasına aldığı engelli kartını gösterdi.  “Ben ,” dedi, “ Kol, bacak ta ödemedim. Biraz deliymiş gibi yaptım. Beleş verdiler.”

Onurcuğum sanırım güldüremedim seni ama bunu kara mizah olarak kabul et. Çünkü biraz sarsılmaya ihtiyacımız var engelli algımız konusunda..

Severim kara mizahı…

Peki, Şafak abla, bu soru size biraz değişik gelebilir; ama yine de sormak istiyorum. Geçenlerde “Yüreklerde engel olmaz” diye, bir yazı kaleme almıştım ve görünmez bir engeli anlatmaya çalışmıştım. Ben bunu yazılarımda çok yaparım ve görünmez engelleri anlatmayı severim çünkü hepimiz insanız sevebilir Aşık olabiliriz bir uzvumuzun olmaması bunu değiştirmez. Bu anlamda Sizde hem çok başarılı hem de güzel aynı zamanda çok özel bir kadınsınız. Acaba Şafak Pavey Aşka nasıl bakıyor?

Ben, aşk kavramından ziyade sevgiye inanırım.  Arada ne fark var diyeceksiniz? Temel bir fark var bence. Aşk şiddetli bir enerji ve oranda da hızla yok oluyor. Birisini sevmek, daha çok emek, daha çok fedakârlık, daha çok paylaşma gerektiriyor. Bunları bir arada bulduğunuzda, zaten enerji yükselmez mi? Bir çocuğu, bir hayvanı, bir çiçeği sevmeyi bilmeyenlerin sevgililerini de sevemeyeceğine inananlardanım.

Çok yaramazım değil mi; ama ne yapayım ben böyleyim işte. Umarım sorularımla sizi sıkmamışımdır.  Neyse bu güzel ve keyifli sohbetin sohbetimizin yavaş yavaş sonuna geliyoruz son olarak okurlarımıza ve bana söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Hiç sıkılmadım.  Umarım cevaplarım yeterli olmuştur.  Bolu sadece ülkemizde değil dünyada da olağanüstü mutfağı ve aşçıları ile çok ünlü. Bolu’daki okurlarına , yemekte gösterdikleri muhteşem modeli  , engelli hakları konusunda da yaratmaları  ümidimi yolluyorum..

Bana vakit ayırdığınız için teşekkürler…

Ben çok teşekkür ediyorum Onurcuğum ve iyi çalışmalar diliyorum.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*