Yazıyı Meryem Coşkunca’nın sesinden dinlemek için videoyu çalıştırın…
Biliyorsunuz, sosyal medya yaşadığımız çağda artık hayatımızın bir parçası olmuş durumda. Haberleri oradan takip ediyoruz. Yenilikleri oradan öğreniyoruz, oradan paylaşım yapıp bir şeylere tepki gösteriyoruz. Oradan kız ya da erkek arkadaş buluyoruz. Hatta sosyal medyayı kullanıp kısmet bulanlar bile var. Yani artık evde kalmış kızlar ya da adamlar yok. Overlokçu gibi kısmet ayağınıza geliyor.
Böyle anlatınca gülümsediniz biliyorum. Şimdi bazı arkadaşlar “böyle anlatılmaz” diyecek. Aslında ben işin tekniğini de biliyorum ama Web 2.0, 3.0 ya da Society 5.0 desem çoğu kişi anlamaz. Böyle espriyle anlatmak daha eğlenceli, daha anlaşılır oluyor. Gereksiz teknik terimlerle insanların kafasını bulandırmayalım.
Aslında bugün sosyal medya denilen mecralar insanlardan hep bir şeyler paylaşmasını istiyor. Paylaş ki daha çok beğeni olsun, paylaş ki daha çok takipçin olsun. Hayatının en önemli anlarını, en ilginç anlarını paylaş ki daha çok izlen mantığıyla hareket ettiriyor bizleri. Bu eğlence, gırgır ve şamata için iyi ama bazen kötü sonuçları da oluyor. Aslında bunu açıklamaya kalkarsak, bir bıçağı doktorun eline verin hayat kurtarır, aynı bıçak katilin eline geçerse insan öldürür örneğiyle özetleyebiliriz.
Şimdi anladık “Onur da niye böyle başladın?” diyorsunuz değil mi? Hemen açıklıyorum.
Geçtiğimiz günlerde haberleri tararken bir habere denk geldim. İzin verirseniz kısaca paylaşmak istiyorum.
“Show TV’de yayınlanan habere göre, sosyal medyada izlenme uğruna yapılan sorumsuz bir canlı yayın neredeyse faciayla sonuçlanıyordu. İddiaya göre bir sosyal medya yayıncısı, zihinsel engelli olduğu belirtilen bir genci evdeki perdeyi çakmakla yakması için yönlendirdi. Perdenin alev almasıyla panik yaşanırken yangın büyümeden söndürüldü. Olayın ardından yayıncı kişinin gencin engelli olmadığını öne sürerek alaycı tavırlar sergilediği, buna karşılık gencin ise “Abi ben engelli olmasam askere niye almadılar?” sözleriyle kendisini savunduğu görüldü. Görüntülerin yaklaşık 18 bin kişi tarafından izlendiği öğrenildi.”
Aslında bu olay, internetin ve sosyal medyanın günümüzde sorumsuzca kullanıldığında neler yapabileceğini gösteriyor. İşin bir de şu boyutu var: İnternetteki biri, bir insanı nasıl bu kadar etkileyebiliyor?
Bunu şöyle açıklamak gerek; zihinsel problemleri olan birine bu gibi şeyleri küçük küçük başlatıp güvenini kazanırsanız, bir de yanındakiler ya da ekrandakiler yaptıklarını beğenen, gülümseyen tavırlar sergilerse, yorumlarda “Koçum, aslanım nasıl yaptın?” denilirse, kişi önemli ve güzel bir şey yaptığını hissedip sorgulamaz bile. Yani burada olan şey aslında tam da bu.
Ayrıca 18 bin kişinin bu yayını izlediğinin iddia edilmesi korkutucu. Biz ne ara bu hale geldik, neler izliyoruz? sorusunu sormamıza neden oluyor.
Şimdi biliyorum bazıları “İnterneti yasaklamak lazım, sosyal medya çok zararlı” diyecek. Ama ben böyle düşünmüyorum. Sosyal medya değil, böyle sorumsuz kullanıcılar, bilgisiz ve bilinçsiz yayın yapan insanlar çok zararlı. Yoksa sosyal medya bilinçli kullanıldığında son derece faydalı bir araç.
Peki biz bu bilinci nasıl sağlayabiliriz?
Burada öncelikle eğitim sistemimize bakmak gerek. Müfredatta medya ve dijital okuryazarlık yer alsa da, bu alanda yeterli uzmanlığa sahip eğitimci sayısının sınırlı olması uygulamayı zayıflatabiliyor. Ayrıca öğrenciler, konuyu yeterince içselleştirmemiş bir anlatım olduğunda derse karşı ilgiyi daha hızlı kaybedebiliyor. Finlandiya bu konuda dünyada sık örnek gösteriliyor ve birçok ülke bu dersi müfredatında ana başlık olarak ele alıyor. Çocuklara internet ve sosyal medya nasıl kullanılır sorusundan önce, sorgulamayı ve eleştirmeyi öğretiyorlar.
Biz ne yapıyoruz? Bu konuyu çoğu zaman yeterince ciddiye almıyoruz. Konuyu doğru anlatacak eğitimcilere gerekli eğitimleri verip geliştiremiyoruz, dünyadaki örneklere yeterince bakmıyoruz. Evde çocuk ya da engelli birey varsa veriyoruz tableti, telefonu ‘sus orada otur’ diyoruz. Sonrasında da bu yasak, şu yasak diyoruz. Ben hiç okula gitmedim ama hiçbir şeyin sadece yasakla çözülemeyeceğini ve özellikle internette ne kadar yasak koyarsanız koyun her zaman bir açık kapı olacağını iyi biliyorum.
Durum böyleyken yasaklarla niye bu kadar uğraşılıyor? İnanın, yasaklamalara harcayacağımız enerjiyi bilinçlenmeye harcasak bu olaylar yaşanmaz. Bilinçli bir insan bu dediğim yayını izlemez ve kimseye izletmez. İzlenme sayısı düştüğünde de bu tür sorumsuz ve aşağılayıcı yayınlar kaybolur gider.
Yazan: Onur Ustaoğlu – Seslendiren: Meryem Coşkunca – Bolçi’nin katkılarıyla Bolu Olay Gündem Gazetesi Konuşan Yazılar
Bir yanıt bırakın