Yazıyı Fatma Gül Demir’in sesinden dinlemek için videoyu çalıştırın…
Bildiğiniz gibi geçen hafta kendi yazdığım, yarı kurgu yarı gerçek bir öyküyü sizlerle paylaşmış ve finali sizden gelen mesajlarla şekillendireceğimi söylemiştim. Birçok mail aldım, teşekkürler. Yalnız bir şey dikkatimi çekti: Mailler bu kadar fazlayken gönderilerin altına açıkça yorum yapan hiç olmamış. Bu da gösteriyor ki, konu engellenen bir kadın olunca konuşmaktan hâlâ çekiniyoruz. Halbuki bu böyle olmamalı.
Gelen maillerde “Damla Ömer’le evlensin, Ömer iyi çocuk, ona bakar” diyenler çoğunluktaydı. Bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Damla’yı ailesi zaten istemediği bir evliliğe zorluyor; sırf bundan kurtarmak için kızı üç gün önce tanıştığı biriyle mi evlendirelim? Evlilik bir kurtuluş ya da tek çözüm mü? Az da olsa şu sorular da gelmiş: “Damla niye çalışamıyor? Halkla ilişkiler mezunu bir insan niye evde oturuyor?”
Bu soruların hepsine cevap bulacağınız bir öykü finali geliyor. Ancak önce bir şeye açıklık getirelim. Bu öyküdeki sorunu aslında engellenen birçok kadın yaşıyor. Bizler görmüyoruz ya da görsek bile engellenen olduğu için onların karar ve çalışma özgürlüğünü hiç aklımıza getirmiyoruz. Hatta kendi bedenleri için bile karar hakkı tanınmıyor bazılarına.
Bu arada ben “engelli” kelimesini sevmiyorum, “Engellenen” diyorum. Bir insan özünde engelli değildir; onu toplum ya da yanındakilerin bakış açısı engeller. O yüzden engelli değil, “engelleneniz”. Lütfen öyküyü okurken bunu düşünün.
Şimdi başlayalım öykümüze…
Ömer sabah parktaki bankta beklerken, Damla yavaş adımlarla geldi. İlk defa gülümseyerek selam verdi. Ömer’in getirdiği çayları içerken, Damla merakla sordu: “Ben size her şeyi anlattım ama sizin ne iş yaptığınızı bilmiyorum?”
Ömer heyecanla cevap verdi: “Ben yeni mezun bir psikoloğum ve şu aralar en büyük hayalimi gerçekleştiriyorum. Şu karşıdaki binanın ikinci katını tuttum, kendi muayenehanemi açıyorum.” Damla onun adına çok sevindi. Ömer ise konuyu dün yarım kalan hikayeye getirdi: “Peki, sen niye çalışmıyorsun Damla?”
Damla başını öne eğdi, pantolonunun paçasını hafifçe sıyırıp protezini gösterdi: “Biraz bunun için… Biraz da işe başlarsam engelli maaşım kesilir diye ailem izin vermiyor.”
Ömer şaşırdı: “Nasıl yani? Bu protez yürümene hiç engel değil ki. Sana engel bile olmuyor. Anladığım kadarıyla sana izin vermemelerinin nedeni bu değil, ekonomik kaygılar. Sen istesen her şeyi yaparsın.” Kısa bir an düşündükten sonra Damla’nın gözlerine baktı: “Benim muayenehanede telefonlara bakacak, danışanları karşılayacak güvenilir bir çalışma arkadaşına ihtiyacım var. Sen halkla ilişkiler okumuşsun, bu işi harika yaparsın. Benimle çalışmak ister misin?”
Damla şaşkınlıkla “İsterim ama ailem ne olacak?” dedi. Ömer, “Önce sen kararını ver, gerisini birlikte çözeriz,” diyerek ona düşünmesi için zaman tanıdı.
Ertesi gün aynı bankta buluştuklarında Damla’nın gözleri parlıyordu: “Evet, çalışmak istiyorum! Maddi olarak güçlü olursam kendi kararlarımı da veririm, beni zorla evlendiremezler.” Ömer gülümsedi: “Nihayet doğru düşünmeye başladın. Hadi, o zaman sizin eve gidiyoruz.”
Evdekiler Damla’nın yanında Ömer’i görünce şaşırdılar. Sohbetin ardından Ömer konuyu açıp Damla ile birlikte çalışmak istediklerini söyleyince, babası hemen kaşlarını çattı: “İyi de Damla evlilik arifesinde. Hem onun hazır engelli maaşı var, çalışmasına gerek yok.”
Damla tüm cesaretini toplayarak araya girdi: “Hayır baba, ben evlenmek değil, çalışmak istiyorum. Lütfen izin verin.” Babası: “Kızım, senin durumun belli. Yarın bir gün bizden sonra seninle ilgilenecek birisi lazım.”
Ömer sakin ama kararlı bir sesle babaya döndü: “Bakın, kızınızı düşünüyorsunuz ama seçtiğiniz yol doğru değil. Damla’nın kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir kadın olması için çalışması şart. Bana güvenin, ona zarar gelmesine asla izin vermem.”
Annesi ve babası, bu kararlılık karşısında gönülsüz de olsa nihayet ikna oldular.
Yıllar geçti… Damla, Ömer’in kliniğinde danışanları güler yüzle karşılıyor, kendi hayatını kendi yönetiyordu. Bir gün kapı çaldı, Damla kapıyı açtı veee…
Evet, yine yaptım! Öyküyü yine en heyecanlı yerinde bırakıyorum ama bence bazı öyküler hiç bitmemeli. Ben bu öyküyle amacıma ulaştım; bir hafta boyunca toplumsal bir yarayı, sessiz kalınan bir baskıyı kafanızda tartmanızı istedim. Gerisi hayal gücünüze kalsın…
Benden bu haftalık bu kadar. Haftaya yeni bir konu ile görüşmek dileğiyle…
Yazan: Onur Ustaoğlu – Seslendiren: Fatma Gül Demir – Bolçi’nin Katkılarıyla. Bolu Olay Gündem Gazetesi Konuşan Yazılar…
Bir yanıt bırakın