Yazıyı Özge Nur Dilber’in sesinden dinlemek için videoyu çalıştırın…
Paralel evrendeki bir dünyada yaşayan insanlar çok unutkandı. İnsanların bu durumuna göre bazı devletler, “farkındalık günleri” adı altında bir şeyleri hatırlatmak amacıyla özel günler icat etmeye başladı. Dayı Günü, Kardeş Günü, Anne Günü, Baba Günü, Kadın Günü, Erkek Günü, Engelli Günü… Aklınıza ne gelirse vardı.
Başta amaç basitti: İnsanlara insanca davranmayı hatırlatmak.
Ama yıllar geçtikçe bir gariplik oldu. Hatırlatmak için konulan günler, hatırlamamak için kullanılan günlere dönüştü.
Dayı Günü’nde dayılar aranır, ertesi gün miras kavgası kaldığı yerden devam ederdi.
Kadın Günü’nde çiçekler dağıtılır, bir sonraki sabah bağırışlar yeniden yükselirdi.
Engelliler Günü’nde rampalar boyanır, ertesi hafta önüne araba park edilirdi.
Takvim kabardıkça vicdan inceldi.
Devletler memnundu. Çünkü insanlar hatırladıklarını sanıyordu.
İnsanlar da memnundu. Çünkü görevlerini yaptıklarını sanıyordu.
Bir gün küçük bir çocuk takvime baktı. Yılın üç yüz altmış beş günü özel gün olmuştu.
Çocuk, akşam olunca babasıyla TV haberlerini izlerken sordu:
“Baba, bu kadar çok gün var, bazı şeyleri unutmamamız için yapılan. Ama şu haberlere, olaylara bak ve söyle, bu günlerin ne faydası var?”
Evet, kendi yazdığım bir öyküyü paylaşarak başlamak istedim yazıma. Biliyorum, yine öyküyü yarım bıraktım diye kızacaksınız bana ama ne yapayım, huyum böyle. Ayrıca 2 gün sonra 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Hazır böyle bir gün yaklaşırken, öyküdeki soruyu ben de size sormak istiyorum:
Bu özel günler ne işe yarıyor? Mesela 8 Mart, paralel evrendeki dünyada sabahtan akşama kadar tarlada çalışan Ayşe’nin 8 Mart’tan haberi var mı? Peki yine o öyküdeki dünyada şiddete maruz kalan Elif’in 8 Mart’tan sonra hayatında ne değişiyor? Örneğin soruyu soran çocuğun, babasıyla izlediği haberlerdeki kadın cinayetleri konusu 8 Mart’tan sonra azalıyor mu ya da bitiyor mu? Yoksa senede bir gün hatırlayıp çiçek verip sonra unutuyorlar mı bazı şeyleri?
Ne o paralel evrendeki dünya tanıdık mı geldi, yoksa bir yerden? Acaba siz o dünyada yaşasanız ne yaparsınız? Çok soru sordum, değil mi? Ama ne olur, o paralel dünyayı ve sorduklarımı bir düşünün.
Aslında şöyle de bir şey var: Sonradan icat edilen günlere bir bakın. Özellikle toplumun dezavantajlı diye tanımlanan kesimleri için yapılan günler hep bu şekilde.
Mesela Dünya Engelliler Günü 3 Aralık’ta yapılır. Aslında yetkililerin susup engellenenlerin konuşması gereken bir gündür bence, ama nedense hep yetkililer konuşur. Hatta son yıllarda yetkililer konuşmalarında 3 Aralık gününü kutlamaya başladılar. Onlar böyle yapınca toplum da öyle yapmaya başladı. Sorunların, sıkıntıların konuşulacağı bir gün adeta bir bayram gibi kutlanmaya başladı. Bu da bence 8 Mart’ta kadınlara çiçek verip geçmekle aynı şey.
Ben bu yüzden sonradan icat edilmiş bu günleri sevmiyorum. Son yıllarda o günlerde hiçbir etkinlik yapmamaya çalışıyorum. Bizim amacımız sorunları çözmekse, bu yılda bir günle çözülmez. Bu günleri bayrammış gibi kutlayarak bir yere varılmaz. Aksine sorunlar daha da büyür.
Bazen düşünüyorum: Öyküdeki paralel evrende ve bizim yaşadığımız dünyada keşke böyle günler hiç olmasa diye. Çünkü bence bu günler, farkındalık maskesi altında insanların ayrıştırılmasına neden oluyor. Bizim ayrıştırılmaya değil, gerçek sorunları konuşup çözüm yolları aramamız gerekiyor.
Bir de bence böyle günlerle uğraşmaktan çok, dünyada yaşadığımız her günü İnsanlar Günü olarak ilan etmeliyiz. Her bir insanın eşit, özgür ve rahat yaşaması için çalışmalıyız. İnanın bana, böyle bakabilirsek, birçok sorunu ve engeli aşmış oluruz.
Yazan: Onur Ustaoğlu – Seslendiren: Özge Nur Dilber – Bolçi’nin Katkılarıyla Bolu Olay Gündem Gazetesi, Konuşan Yazılar
Bir yanıt bırakın