Korkularımızı Konuşuyoruz !

Söyleşiyi Dinlemek için Videoyu çalıştırın…

Bugün size engellenen ya da özel gereksinimli bireylerin korkularından bahsedeceğiz. Ama bu konuyu tek başıma anlatmaya kalksam, vallahi ben de korkarım!
O yüzden yanıma en iyi arkadaşlarımdan birini aldım: Aspa Psikolojik Danışmanlığın kurucusu, yöneticisi… Bolu’daki özel gereksinimli bireylerin ablası… Psikolog Aslı Demetgül Balcı bizimle!

Aslı:
Öncelikle teşekkür ederim Onurcuğum. Yine çok güzel konulara değinmişsin. Seninle tekrar bir projede yer almak gerçekten çok güzel.

***

Onur:
Aslı, tanışalı neredeyse on yıl oldu. İlk tanıştığımız günü hatırlıyor musun?
O zaman çalıştığın kurumdaki Müdüre Hanım, benim şakacı halimi bildiği için arabadan inerken seni gösterip, “Onur bak, güzel kız değil mi?” demişti.
Ben de gülerek “Evet, güzel kız.” demiştim. Başta belki garip gelmişti ama sen yıllar içinde benim bu dobra hallerime alıştın.

Aslında düşündüğümde, çoğu engellenen birey düşüncelerini söylemekten çekiniyor. Korkuyor… “Elalem ne der, ayıp olur” baskısı baskın geliyor.
Bu anıyı anlatarak konuya giriş yapmak istiyorum:
İnsan, karşısındakileri rahatsız etmeden, saygısızlık etmeden ama korkmadan düşüncesini söylemeli.
İyiye iyi, kötüye kötü demeli.
Sence bu korkuyu insanlar nasıl aşmalı?

Aslı:
Çok haklısın Onurcuğum. Aslında bu durum sadece özel gereksinimli bireylerle ilgili değil; birçok insanda var olan bir önyargı.
Ancak özel gereksinimli bireyler buna daha çok dikkat ediyor. Çünkü eminim ki birçoğu kendini bazen eksik, bazen de yetersiz hissediyor.

Bunun sebebi tabii ki yine insanlar.
Öncelikle “el alem ne der” düşüncesini artık bir kenara bırakmamız gerekiyor. Çünkü hayat kısa ve başkalarını düşünmekle zaman kaybetmemeliyiz.

***

Onur:
Biz korku deyince genelde büyük şeyleri düşünüyoruz: karanlık, yalnız kalmak, gelecek kaygısı…
Ama senin danışmanlıkta gördüğün, çocukların ya da ergenlerin günlük hayatta yaşadığı o “küçük” korkular neler?
(Bazen minicik bir şey bile koca bir dağa dönüşebiliyor.)

Aslı:
Fobilerle çok yaygın çalışıyorum. Sadece çocuklar değil, yetişkinlerde de ciddi fobiler olabiliyor.
Birçok insanın, özellikle içe kapanık, asosyal bireylerin, biraz önce de konuştuğumuz gibi “İnsanlar ne der?”,
“Bana gülerler mi?”, “Dalga geçerler mi?” düşüncesi var aslında.

Mesela ölüm korkusu, yakınını kaybetme korkusu…
Özellikle annelerde “çocuğuma bir şey olur mu?” korkusunu çok fazla görüyorum.

***

Onur:
Aileler bazen “aman yapma, düşersin, kırarsın, başına iş gelir” gibi çok korumacı oluyor.
Bu iyi niyetli görünüyor ama çocukların korkularını büyütüyor olabilir mi?
Ve yıllardır çalıştığın ailelerde, bunun farkında olmadan yapılan davranışlar neler?

(Yani farkında olmadan “korku tohumu” ekiyorlar diyebilir miyiz?)

Aslı:
Çok güzel bir yere değindin Onurcuğum. Aslında yetişkinlikte de süren korkularımızın çoğu, çocukluğumuzda hatta bebekliğimizde öğrendiğimiz kalıplardan geliyor.
Mesela kediden korkan ve bunu dışarıya yansıtan bir ebeveynin çocuğunda da kedi fobisini sıklıkla görüyoruz.
Hatta bazen kişi bunu ileriki yaşamına taşıyıp genelleyerek bütün hayvanlardan korkabiliyor.

***

Onur:
Toplumda; otobüste, parkta, okulda farklı bakışlara maruz kalmak, bir de “el alem ne der” baskısı…
Bu ikisi engellenen bireylerde nasıl bir korkuya dönüşüyor?

(Ben bile bazı şeyleri başarmış biri olarak bazen insanların bakışlarından sıkılıyorum.
Olumsuz yönde etkilenebiliyorum.)

Aslı:
Bizden farklı olan her zaman ilgimizi çeker. Bu çok normal bir şey aslında.
Ama biz toplum olarak, özellikle özel bireylere bu ilgimizi rahatsız edici bir şekilde yansıtıyoruz.

Dik bakışlar, “ah yazık” gibi acıma cümleleri, hatta bazen alaycı gülümsemeler;
haliyle özel bireylerin kendini geri çekmesine ve insanların düşüncelerini fazlasıyla önemsemesine yol açıyor.

***

Onur:
Korkularla baş etmenin yolu hep terapi ya da büyük adımlar mı olmalı,
yoksa günlük hayatta basit yöntemlerle de azaltılabilir mi?

(Veya benim gibi “çayı demle, bir arkadaşınla sohbet et, geçer” mi demeliyiz?)

Aslı:
Tabii ki terapiyle daha hızlı ve sağlıklı bir sonuç alınabilir;
ancak herkese terapiye ulaşmak maalesef kolay olmuyor.

Bazen kendi kendimizin doktoru olmalıyız.
Aslında bütün korkularla baş etmenin temelinde, baş etme becerilerimiz var.
Kendimizi tanıyıp bu becerileri ne kadar iyi geliştirirsek, fobilerimizden de o kadar hızlı kurtuluruz.

***

Onur:
Aslıcım, vallahi seninle böyle sohbet etmeyi özlemişim. Epeydir ara vermiştik; bu kadar ara vermeyelim bu işlere.
Bu arada, hiç istemesem de söyleşinin sonuna geliyoruz.
Sen de saate bakmaya başladın; Eliz Ece’nin karnı acıktı, seni bekliyor değil mi?

Son olarak, konuyla ilgili bana ve bizi takip edenlere söylemek istediğin bir şey var mı?

Aslı:
Bence seninle daha sık sohbet etmeliyiz Onurcuğum. Devamı gelsin lütfen.
Minik kızım beni bekliyor şimdi.

Son olarak şunu söylemek isterim:
Bu hayata bir kere geliyoruz; lütfen kendimiz için yaşayalım.
Tabii ki diğer hiçbir canlıya zarar vermeden.
Korkularımızı gözümüzde büyütmeden, onlarla baş etmeyi öğrenmemiz gerekiyor

***

Onur:
Aslıcım, vakit ayırdığın için çok teşekkür ederim.
Bu sohbetlerin devamı mutlaka gelecek.
Konuşmaktan korktuğumuz her şey, aslında hayatımızda engel olarak karşımıza çıkan şeylerdir.
Biz de bunları konuşmaya, engelleri biraz olsun aşmaya devam edeceğiz.

Takipte kalın, hoşça kalın.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*