Yazıyı Meryem Coşkunca’nın sesinden dinlemek için videoyu çalıştırın…
Size son derece güzel eşyalarla dolu, yeni yapılmış bir ev vereceğim; üstelik tek kuruş almayacağım desem tepkiniz ne olur? Şimdi bazı arkadaşlar “Onur sen ciddi misin?” diyecek. Evet, ciddiyim ama tek şartım o evde yaşayacaksınız. Hemen kabul ettiniz bakıyorum. Evet, ev yeni yapıldı, içinde birbirinden güzel eşyalar var; ancak suyunu ve elektriğini yapamadık. Ayrıca evi yapan ustalar merdiveni yapmayı unutmuşlar; eve çıkmak için vinç gerekiyor. Buyurun, güle güle yaşayın evinizde desem, “Onur sen dalga mı geçiyorsun bizimle?” dersiniz.
Aslında dalga geçmiyorum; size bir şey anlatmaya çalışıyorum. Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haberden sonra aklıma bunlar geldi. İzin verirseniz haberi kısa bir özet olarak paylaşayım.
Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle, ücretsiz seyahat kapsamında toplu taşıma hizmeti sunan araçlara yapılan gelir desteği ödemeleri yaklaşık yüzde 30 oranında artırıldı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan düzenlemeye göre, İstanbul ve Ankara’da şehir içi toplu taşıma hizmeti veren her bir araç için ödenen aylık destek 6 bin 210 TL’den 8 bin 73 TL’ye yükseltildi. Diğer büyükşehirlerde ödeme tutarı 4 bin 658 TL’den 6 bin 55 TL’ye, büyükşehir olmayan illerde ise 3 bin 726 TL’den 4 bin 844 TL’ye çıkarıldı. Ayrıca özel denizyolu ulaşım araçlarına yapılan destek ödemeleri de 4 bin 658 TL’den 6 bin 55 TL’ye yükseltildi. Yönetmelik, yayımlandığı tarihte yürürlüğe girdi.
Şimdi bu haberde ne gariplik var diyeceksiniz. Hemen anlatayım: Ülkemizde ücretsiz taşıma hakkına sahip olan insanların başında engellenen bireyler, refakatçileri ve 65 yaş üstü vatandaşlar gelir. Engellenen bireyler açısından olaya baktığımızda çok net bir şey görürüz; o da ücretsiz taşıma yapan araçların çoğunun fiziksel durumunun engellenen bireylere uygun olmamasıdır. Tamam, yasalarda var: Toplu taşımada tüm araçların erişilebilir olması şart deniyor. Hatta bir ara uygulanmaya çalışıldı. Lakin pratikte sorunlar çıktı. Rampalar arıza yaptı, araç görevlileri ve yolcular “rampa ile vakit kaybediyoruz” dedi. Nahoş olaylar yaşandı.
İşte bu yüzden de yavaş yavaş bu uygulama biçim değiştirmeye başladı. Mesela benim yaşadığım şehir olan Bolu’da belediyenin kaynaklarını kullanarak aldığı 2 engelsiz taksi var. Yanlış bilmiyorsam bu araçların her türlü gideri Bolu Belediyesi tarafından karşılanıyor. Hatta geçtiğimiz yıllarda ikinci aracı da belediye aldı; çünkü tek araç Bolu’ya yetmiyordu.
2 araç yetiyor mu diyeceksiniz; bence hâlâ yetersiz. Bir değişiklik olmadıysa bildiğim kadarıyla bu araçları kullanabilmek için 24 saat öncesinden arayıp randevu almanız gerekiyor. Durum böyle olunca da spontane, anlık olarak çağıramıyorsunuz bu araçları. Buradan gelmek istediğim nokta şu: Bizlerin erişim hakkı olduğu hâlde erişimi zor olan araçlara istediğiniz kadar ödeme yapın, bir şey değiştiremezsiniz!
Aslında burada sorun, yerel yönetimlerle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın birlikte çalışmaması; bu kurumlar arasında güçlü bir bağlantı olmaması. Şimdi bazıları bu dediklerime kızacak, biliyorum. Ancak şöyle bir düşünelim: Bu kurumlar arasında bir koordinasyon sağlansa, sadece Bolu Belediyesi değil, tüm belediyelerde bakanlık ile ortak bir fon kurularak 5-6 araçlık engelsiz taksi filoları oluşturulamaz mı? Bu araçların giderleri bu fondan karşılanamaz mı? Bu sistem, toplu taşımadan daha iyi olmaz mı?
Mesela araç sayısı artarsa şehirler arası yolculuklarda da kullanılabilir. Çünkü inanın, şu an şehirler arası otobüslerin fiziksel şartları engellenen bireylere uygun değil. Biz erişim sorunlarına çözüm arayacağımıza, erişimi zor olan araçlara “şu kadar para verdik” diyoruz. Sonra da bir şeyler değişecek diye bekliyoruz.
Bakın, bu konuların bizzat içinde olan ve yıllardır bunları dile getiren biri olarak artık bu alanlarda bir şeylerin gerçekten değiştiğini görmek istiyorum. Bu sorunlar yaşadığımız çağa yakışmıyor. İnanın, tüm bu sorunlarda bir araya gelip birlikte hareket edilmediği için çözülemiyor. Yani parçalar ayrı ayrı güçsüz; ama kurumlar birleşirse gerçek çözüm ortaya çıkar. Aksi hâlde erişilemeyen bir evi “size verdik” demek ne kadar anlamsızsa, erişilemeyen ulaşımı “ücretsiz yaptık” demek de o kadar anlamsızdır.
Yazan: Onur Ustaoğlu – Seslendiren Meryem Coşkunca – Bolçi’nin katkılarıyla. Bolu Olay Gündem gazetesi Konuşan Yazılar….
Bir yanıt bırakın