0-Yazıyı Fatma Gül Demir’in sesinden dinlemek için videoyu çalıştırın…
Her yaz olduğu gibi Emre’ler yazlığa gitmişti. Sabah güneş yeni uyanırken, deniz kıpırtısızken, insanlar henüz telefon ekranlarından kopmamışken… Emre çoktan kumsaldaydı. Tekerlekli sandalyesine, kumda rahat ilerleyebilmesi için iş makinesi paletlerine benzer özel aparatlar takmıştı. Sessizce gelir, denizin sesine karışarak gözden kaybolurdu. Gören pek yoktu. Merak eden ise neredeyse hiç… O, yıllardır suyla dost olmuştu. Suyun içinde yürüyemediği yolları kulaçlarla geçiyor, her dalgada biraz daha kendine kavuşuyordu.
Ama o gün işler biraz farklıydı. Emre, sabah erken saatlerde kimse yokken denize girip çıkmış, şimdi ise sandalyesinde oturmuş güneşin tadını çıkarıyordu. Öğleye doğru plaj iyice kalabalıklaşmıştı. Dondurmacı sesleri, güneş kremi kokusu, çığlık atan çocuklar… Hemen yanına birkaç şezlong kurulmuştu. Onlardan birine genç ve güzel bir kız geldi. Şezlonga otururken hafifçe gülümsedi: “Affedersiniz, burası boş değil mi? Oturabilir miyim?” Emre karşılık verdi: “Tabii, boş. Hatta isterseniz sandalyemi biraz geri çekeyim.” Kız elini kaldırıp itiraz etti: “Yok yok, siz yerinizi bozmayın. Ben hallederim,” dedi ve şezlongun diğer tarafından yerleşti. Biraz güneşlendikten sonra denize girdi.
Emre ise toparlanmak üzereydi ki… Denizden bir çığlık yükseldi. Ama bu kez oyun değil, gerçek bir “İmdat!” sesiydi. Emre başını kaldırdı. Uzaklarda birisi çırpınıyordu. Gözden kayboluyor, yeniden çıkıyor, suya batıp çıkıyordu. Plaj doluydu ama kimse yerinden kıpırdamadı. Kimi, “Şaka mı bu?” dedi. Kimi, “Niye o kadar açılmış ki zaten?” diye söylenip omuz silkti. Bazıları ise telefonlarını çıkarıp video çekmeye başladı. Selfie çekenler bile oldu.
Emre dayanamadı. Tekerlekli sandalyesini ağır ağır denize sürdü. Kumda batmayan özel aparatı sayesinde rahatça ilerleyebiliyordu. Aracı gidebildiği yere kadar sürdü. Sonra ani bir hareketle kendini suya bıraktı. Şaşkınlık ve fısıltılar aynı anda yükseldi: “Ne yapıyor o ya?”, “Yürüyemiyor ki, nasıl kurtaracak?”, “Kendini riske atıyor, biri durdursun!”, “Bir kahramanlık hevesi eksikti zaten…” Emre duymadı ya da duydu ama aldırmadı. Yıllardır kullandığı tekerlekli sandalye sayesinde kolları oldukça güçlüydü. Hızlı ve kararlı kulaçlarla kadına ulaştı. Yardım isteyenin, az önce “Burası boş mu?” diye soran güzel kız olduğunu gördü. Bir koluyla onun başını suyun üstünde tutarken, diğer koluyla yüzmeye devam etti.
Ve sonra…
Evet, bu yazıya kendi yazdığım küçük bir öyküyle başlamak istedim. Biliyorum, en heyecanlı yerinde kesince bazılarınız kızıyor ama azıcık merak iyidir. Hem düşündürür, hem de sorular sordurur. Biliyorsunuz yaz geldi. Plajlara gidilecek, denizlere girilecek. Peki, bu anlattıklarımın ne kadarının farkındayız? Gittiğiniz plaj, tekerlekli sandalye kullanıcılarına uygun mu? Ya da en basitinden, soyunma-giyinme kabinlerini bir engelli birey rahatça kullanabiliyor mu?
Zor sorular farkındayım. Belki de bugüne kadar hiç dikkat etmediğimiz ayrıntılar. Ama biraz empatiyle, bu detayların bir başkasının hayatını ne kadar zorlaştırdığını anlayabiliriz. Belki de bu yüzden kumsallarda engellenen bireyleri pek göremiyoruz. Ve öyküdeki gibi, tek başına denize girip birini kurtarabileceğine inanmıyoruz. Okurken içinizden bir ses, “Emre denize atlamakla hata etti,” dedi mi? Peki o hâlde, gelin bu yaz öyküsünü haftaya birlikte şekillendirelim: Emre, kızı kurtarabilecek mi? Kumsalda yorum yapanlar, selfie çekenler… Emre yerine başka biri atlamış olsaydı, yine aynı şeyleri mi söylerdi? Emre kızı karaya çıkartırsa, suni teneffüs yapacak mı? Peki kız gözlerini açtığında ilk kimi görecek?
Biliyorum, son soru biraz esprili oldu. Ama olsun, gülümsetmeden bırakmak istemedim. Yorumlarınızı, mesajlarınızı ve maillerinizi bekliyorum. Bu öyküyü birlikte tamamlayacağız.
Yazan: Onur Ustaoğlu – Seslendiren: Fatma Gül Demir – Bolçi’nin Katkılarıyla – Bolu Olay Gündem Gazetesi – Konuşan Yazılar…
Bir yanıt bırakın