İki Özel insanın örnek alınacak röportajı Lokman Ayva Onur Ustaoğlu 2013-03-29

Bolu Express Gazetesi köşe yazarı Onur Ustaoğlu, dün AİBÜ’ de hizmete giren engelli biriminin açılışı için Bolu’ya gelen 22.dönem Ak Parti İstanbul Milletvekili Lokman Ayva ile engelleri aşan sıcak bir sohbet gerçekleştirdi. İşte o röportaj:

Sayın vekilim beni tanıyorsunuz normalde konuşurken size Abi diye hitap ederim izin verirseniz bu sohbetimiz sırasında da size Abi diye hitap etmek istiyorum.

Lokman abi bize kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz?

Öncelikle bana dostlarla buluşma şansı verdiğin için teşekkür ediyorum. 1966 yılında Konya’da doğdum. 11 yaşına kadar tam olarak görüyordum ve 1977 yılında geçirdiğim menenjit hastalığı nedeniyle görme kabiliyetimi kaybettim. 5 sene evde kaldıktan sonra körler okulu ve liseyi okudum. Arkadaşların tavsiyesi üzerine Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nü tercih ettim ve 1988 yılında başladım. Sonra aynı bölümde master yaptım. İş hayatımda da işportacılıktan tut, İngilizce öğretmenliğine çok farklı işlerde çalıştım. Çeşitli sosyal kuruluşlarda görev aldım. Halen Kuruluşundan beri bir parçası olduğum Türkiye Beyazay Derneği’nin Genel Başkanlığını yürütüyorum. AK PARTİ’ nin kurucularından biriyim. 2 dönem milletvekilliği yaptım. Halen MKYK üyesi olarak devam ediyorum. Evli olduğumu ve 2 çocuk sahibi olduğumu da söylemem lazım. Son söylemem gereken husus da Boğaziçi’nde doktoraya devam ettiğimdir.

Bildiğim kadarıyla siz tüm engelleri aşmış birisiniz yaptığınız işler aldığınız ödüller saymakla bitmez ayrıca TBMM de yanlış bilmiyorsam ilk görme engelli vekilimiz oldunuz ve TBMM deki birçok engeli sizin önderliğinizde aştık. Peki, şöyle bir Türkiye’ye baktığımızda engelliler konusunda gerekli çalışmalar yeterince yapılıyor diye bilir miyiz?

Aslında hepimiz bir çok engeli aşıyoruz. Aşmaktan vazgeçtiğimiz engeller bizim kendi gözümüzdeki, toplumun gözündeki yerimizi belirliyor. Ne kadar engeli aşmaktan vazgeçersek kendi kendimize kıymetimiz kalmıyor. Bu önemli bir şey. İnsan kendisinden bile aferin almak için engel aşmalı, ya da engelle karşılaşınca “hadi bana müsaade” dememeli.

Engellilerle ilgili yapılması gerekenlerle ilgili şu benzetmeyi yapmam lazım: 250 hızla gitme kapasitesinde, güzel bir arabanız var. Yollar bom boş da olsa sokak aralarında en fazla ne kadar hızla gidebilirsiniz. Çatlasa 80 ile gidebilirsiniz. Türkiye’de engellilerle ilgili işler bırakın sekseni 80 ile gidilebilecek yolda 160 ile giden araba hızıyla yapıldı. Matematiksel olarak şöyle ifade edeyim: Yapılması gerekenlerin tamamına 100 dersek, yapılabilecekler de 10 olsun. Türkiye 20’sini yaptı. Ama 80 daha geride. Bir kaç örnekle açıklık getireyim. Mesela bir baba çocuğunu okula göndermek istemiyor. İşte o zaman eliniz kolunuz bağlanıyor. Sen istediğin kadar okul yap, servis ayarla, hiçbir kıymeti yok. Engelli birey üniversiteyi bitiriyor. her nasılsa bakım parası almaya başlamış. Bir de özürlü maaşı. İşe girmek istemiyor. Elin kolun bağlanıyor. Evde asalak asalak oturuyor. Ben böyle engellilere de çok kızarım. Çalışabileceği halde devletten para alıyorum diye evde tembel tembel oturmak doğru değil. Hepimiz çalışıp toplumumuza katkıda bulunacağız.

Doğru bizler gibi herkes yeteneği doğrultusunda bir şeyler yapabilir önemli olan o yetenekleri ortaya çıkarıp fırsat vermektir.

Takip edebiliyor musunuz bilmiyorum ama Bolu şu anda yeniden yapılanma sürecinde bir kent caddelerimiz sokaklarımız adeta yeniden yapılıyor bu süreçte bende sürekli yazılarımla yeni yapılan yerlerde engelli arkadaşlarımızı unutmayın diye yetkilileri uyarmaya çalışıyorum. Bunda ne kadar başarılıyım bilmiyorum ama Bolu’da bir duyarlılık yarattığım kesin. Ancak şuna da kızmıyor değilim bu konuları Bolu basınında bir tek ben dile getiriyorum ve görüyorum ki diğer yazar arkadaşlar hiçbir şey yazmıyorlar. Sizce Basının bu konularda yetkililere yardımcı olması için daha aktif olması gerekli değil mi?

Basın meselelerinden fazla anlamam. Tahmin ediyorum basında işler şöyle oluyor: Diyelim bir kişi gazetecilik yapacak. Eğer vasat birisiyse daha önce yapılanları taklit ediyor. Eğer kabiliyetli birisiyse yeni şeyler ortaya koymak istiyor. Oturup kafasını iki elinin arasına alırsa bir insan engellilerle ilgili çok malzeme bulabilir. Şu anki konuştuğumuz bu konu bile bir haber konusudur veya bir tartışma konusudur. Ben çok kabiliyetli gazetecilerle de tanıştım, vasatlarla da. Bolu’da durumu bilmiyorum. İnşallah kabiliyetli gazetecilerimiz vardır ve dünyaya örnek olacak şekilde bu meseleleri gündeme taşırlar.

Siz sık sık yurt dışına da gidip geliyorsunuz. Ben hep şunu merak ederim Yurt dışında bu işler nasıl oluyor yani engelli insanlar nasıl yaşıyor oralardaki yapılan işler Türkiye’de veya Bolu’da uygulanamaz mı? diye düşünürüm. Sizce yetkililerin bu konularda birazcık kafalarını kaldırıp yurt dışında neler yapılıyor diye bakması gerekli değil mi? 

Onurcuğum yurtdışından nereyi kastettiğin çok önemli. Türkiye’de çok başarılı uygulamalar yaptığı sanılan Avrupa çok kötü uygulamaları olan bir bölgedir. Bu konuda üzüntüm şu: Bizim yetkililer AB nedeniyle Avrupa’ya gidiyorlar ve oradan kötü, ömrünü doldurmuş uygulamaları getiriyorlar. Ben bu konuda Amerika’yı daha çok beğeniyorum. Bunlardan daha öte bizim kendi medeniyetimizin köklerine bakmamız her şeyi çözüyor. Bizim Abese Suresi gibi, Peygamberimizin uygulamaları gibi bir gerçeğimiz var. Osmanlı tarihi bir güzellikler manzumesidir. Bence onları öğrenip tekrar uygulasak hem kendimize hem de insanlığa önemli bir katkı olur.

Peki, biliyorsunuz ben bir köşe yazarıyım ve kendi çapımda iyi bir gazeteci olduğuma inanıyorum.  Bolu’yu yöneten büyüklerim düzenlediği toplantılara beni davet ediyorlar ama ben Yürüme engelli olduğumdan dolayı gidemiyorum yani bir bakıma mimari şartlardan dolayı işimi yapamıyorum diye bilirim. Sizce bu tür toplantılarda bizler gibi farklı insanlar için değişik uygulamalar yapılamaz mı veya bu konuda neler yapılabilir?

Onurcuğum doğrusu sana katılmıyorum. Ne yapıp gitmelisin. Hatta oradaki arkadaşlara neler yapılması gerektiğini, kırmadan, gücendirmeden önermelisin. Türkiye’de hiç birimiz âşık Veysel’den daha kötü şartlara sahip değiliz. O, yapmışsa bizler hayli hayli yapabiliriz. O yüzden ben böyle bahaneleri pek duymam.

Bende gitmeye çalışıyorum ve çokta istiyorum ama abi altımdaki araç yaklaşık 80 kilo bir o kadar ben varım. Gerekli şartlar sağlanmayan bir yere gittiğimde hem yanımdaki insanlar zorlanıyor hem de ben bu yüzden yetkililerden ricam toplantıları düzenlerken bu tür şeylere dikkat etmeleri ve bir basın mensubunun da engelli olabileceğini unutmamalarıdır.

Birde biliyorsunuz engellilerin en büyük sorunlarından biri eğitimdir. Çoğu aile engelli çocuklarını okula göndermektense bu çocuktan bir şey olmaz diyerek evde oturturlar tabi buna okullarımızın fiziksel olarak ve bazı öğretmenlerimizin de kafa olarak hazır olmaması bu çocukların sorumluluğunu alamaması önemli bir etken oluyor. Sizce okullarımız ve bu konuda Öğretmenlerimizin eğitim durumları yeterlimi?

Okulların mimari durumları, öğretenlerimizin eğitimleri benim açımdan önemli değil. Benim için önemli olan, ailenin veya yetişkinse engelli bireyin azim ve kararlığıdır. Aile okula gidiyor, çocuğunu yazdırmak istiyor. Okul yönetimi “yok kardeşim” dediğinde de küsüp evine geliyor. Ben de çocuklarımın kaydı için az uğraşmadım. Kendimin kaydı ayrı bir maceraydı. Hayatta zorluk olmayacak diye beklememek lazım. Zorluğu nasıl daha kolay aşarız diye buna hazır olmak lazım.

Peki, birazda gülelim güldürelim bildiğim kadarıyla sizde benim gibi neşeli bir insansınız çalışmalarınız sırasında başınıza gelen komik veya ilginç bir olay vardır.  Kısaca anlata bilir misiniz? 

Hayatımın neredeyse tamamı komiktir. Kendi yaşadığım değil, iki kör arkadaşın yaşadığını anlatayım. Bir kafeye gidiyorlar. Gürültülü bir ortam. 2 çay söylüyorlar ve hararetli bir tartışmaya kaptırıyorlar kendilerini. Çay bitiyor, garsonu çağırıp 2 çay daha istiyorlar. Garson şaşkın şaşkın soruyor: “Abi diğer çayı neden içmediniz?”

Evet, Lokman abi bu güzel sohbetin sonuna geliyoruz umarım sizi sorularımla sıkmamışımdır. Son olarak okurlarımıza ve bana söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Çok teşekkür ediyorum. Sorular konuşturan türdendi. Esas ben cevaplarımla sıkmamışım, kızdırmamışım veya hata etmemişimdir. Herkese söyleyeceğim şu: Eskiden insanlar “Sen ne kadar benimle aynısın” diye sorarlardı ve ne kadar aynıysa o kadar olumlu bulurlardı. Şimdi artık “Sen benden ne kadar farklısın?” diye soruyorlar ve ne kadar farklıysa onunla dost, arkadaş olmaya çalışıyorlar. Herkes anladı ki aynı iki insanın sohbeti bile sıkıcıdır. O bakımdan hepimiz kazanacağımız yeni beceriler, donanımlar veya güzelliklerle farkımızı artıralım ve farklı olanları anlamaya, sevmeye çalışalım.

Beni kırmayıp vakit ayırdığınız ve sorularımı içtenlikle cevapladığınız için teşekkürler.